Ana Sayfa » Cumhuriyet Gazetesi Cuma Kitapları » Yazı Devriminin Öyküsü : 03


YAZI DEVRİMİNİN ÖYKÜSÜ

SAMİ NABİ ÖZERDİM


Dr. Milaslı İsmail Hakkı, İsmail Hakkı (Baltacıoğlu), Ispartalı Hakkı gibi yazar ve eğitimciler, harflerin düzeltilmesi için sürekli çalıştılar; bu arada komisyonlar, dernekler de kuruldu.
Öte yandan, başta İçtihat dergisi sahibi Dr. Abdullah Cevdet, Kılıçzade Hakkı (Kılıçoğlu), Tanin gazetesi, başyazarı Hüseyin Cahit (Yalçın), gazeteci, yazar Celâl Nuri (İleri) olduğu halde, daha ileri düşünenler
Latin harflerinin kabulü için yazdılar, tartıştılar. Latin harfi yandaşları içinde, hatta Meşrutiyetten önce, Hafız Ali Efendi adlı bir hocanın da bulunması dikkate değer (5).
Ancak, 1862'den beri süregelen bu savaşımlar (6) 1928'de Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün, Gordion düğümünü kesercesine bir kesinlikle, Latin temeline dayanan Türk alfabesini getirmesi ile çözümlendi.
Arap harflerinin Türk diline neden uymadığı üzerinde uzun uzun durulabilir. Bu konuda bir fikir verebilmek için, bugünkü alfabemizdeki harf sırasına göre, Arap harflerinin sakıncalarını özetleyeceğiz.
Arap harflerinin en büyük eksiği, ünlülerin azlığıdır (7). Türklerin sonradan eklediği (he) ile birlikte bu harflerde dört tane ünlü vardı: Elif (hemze), Vav (v), Ye (y), Elif: a, e, i, önüne y konulduğunda ı, v konulduğunda: o, ö, u, ü seslerini verirdi. Vav, ünsüz olduğu halde, sözcük başlarında Elif ile birlikte ünlüye dönüşür, sözcüklerin içinde: o, ö, u, ü seslerini de verirdi. Ne var ki, sözcük sonunda bu ünlüler, bir başka ünsüzle, Ye (y) ile gösterilirdi. “Sulu” demek için “sulı” yazmak gerekirdi. Ye (y) ünsüzü, sözcük başında elif ile ortada ve sonda ise yalnız başına: ı, i ünlülerine dönüşürdü. He, sözcük ortasında ve sonunda e sesi verirdi. Arapçadan geçmiş, Arapça kökenli sözcüklerde kullanılan ayn harfinin de: a, i, ö, u seslerini karşıladığı olurdu.
Ünsüzlere gelince; dal (de) harfinden başka, tı adı verilmiş bir başka t sırasında d okunurdu. Örneğin,
Adana adındaki d, tı ile yazılırdı. Gayn (g), kaf (k), ünsüzleri, sözcüğe göre, g, ke, olarak da okunurdu.
İleride görüleceği üzere, Latin harfleri üzerinde hazırlık yapılırken, bu ünsüzler, Arap harflerinde olduğu gibi birbirinden (ga, ge; ka ke) ayrılmak istenmiş, sonra, ünsüzlerin ince ve kalın olmasına göre istenen ses sağlanacağından, g, k olarak bırakılmıştır. Türk harflerinin kabulünden bu yana, Kaf (kalın k) harfi için Q önerilmiş durmuştur. Oysa Türkçe'nin buna gereksinmesi yoktur. Örneğin, “gaz”, “gerçi”; “kafa”, “kedi” yazarken özdeş ünsüzleri kullanıyoruz. Eskiden ke, ge, ğ, bu arada “senin”, “onun” sözcüklerinin sonunda kullanılan geniz ünsüzü (sağır kef) hep özdeş harfle yazılırdı; sonradan ge'yi ke'den ayırmak, geniz ünsüzünü belirlemek için çizgi, üç nokta gibi işaretlere gereksinme görüldü. (Geniz ünsüzü bugün n ile karşılanıyor; bu ses için ayrı bir işaretin gerektiği bugün de öne sürülür.) H ünsüzü için üç ayrı harf vardı: ha (noktasız), hı (noktalı) he “Hazır” ha ile “ahlâk” hı ile “hele” ise he ile yazılırdı. He'nin ünlüye dönüştüğünü yukarıda gördük. Ha ile hı'yı birbirinden ayırmak olanaksız gibiydi; ünlü Türkçe (Osmanlıca) öğretmenleri arasında bile, hangi sözcüğün ha, hangisinin hı ile yazıldığını bilenlerin parmakla gösterildiği söylenirdi. S ünsüzü için üç ayrı harf vardı: Se (üç noktalı), Sin (dişli), Sat. Se'nin kullanılacağı Türkçe sözcük yoktur: Arapça'dan bir örnek: “salise”. “Serin” sin ile “satış” sat ile yazılırdı.
T için de iki harf vardı: Te, tı. “Tarih” t ile “takım” tı ile yazılırdı; tı'nın d sesi de verdiğini andık. Y'nin hem ünsüz, hem ünlü yerine geçtiğini de yukarıda gördük. Z için ise dört ayrı harf vardı: Zel (noktalı dal), ze (z), zı (noktalı tı), dat (noktalı sat). “Zeki” zel ile “Zil” ze ile “mazi” dat ile “zarif” zı ile yazılırdı.
Adından da görüleceği üzere, dat, d sesi de verirdi: “Fazıl” ya da “Fadıl”.
«   01   02   03   04   05   06   07   08   09   10   11   12   13   ...    43   »