Ana Sayfa » Yolculamak » Bozkırda (Öyküler) : 02


BOZKIRDA (ÖYKÜLER)

MAKSİM GORKİ

DÜNYA KLASİKLERİ DİZİSİ: 104


Gülmemi güçlükle tutarak:
- Kim bu Bolest? diye sordum. (*)
Kadın, Boles adını bozarak söylememden incinmişçesine:
- Boles nişanlımdır, bay öğrenci… dedi.
- Nişanlınız mı?..
- Beyefendi niçin şaşırdılar? Bir genç kızın nişanlısı olamaz mı?..
Sevsinler genç kızı!.. Büsbütün şaşırmıştım ya, bozuntuya vermemeye çalışarak:
- Yoo… diye karşılık verdim. Niçin olmasın? Her şey olabilir… Çoktan beri mi nişanlısınız?..
- Altı yıldır…
Vay canına!..
Neyse… Böylece mektubu yazıp bitirdik. Hem de öyle ateşli bir aşk mektubu oldu ki, hani yazdıran Tereza değil de ondan az daha ufak bir başkası olsaydı bu Boles'in yerinde olmak isterdim doğrusu.
Tereza başını eğerek:
- Oldu… dedi. Yardımınız için size teşekkür ederim bay öğrenci! Acaba ben de size bir hizmette bulunabilir miyim?
- Hayır, eksik olmayın!
- Hani, bir yırtığınız, söküğünüz varsa…
Bu kadın kılığına girmiş fil eskisi iyiden iyiye tepemi attırmaya başlamıştı. Sert bir tavırla, onun herhangi bir hizmetine ihtiyacım olmadığını bildirdim.
Çıkıp gitti.
Aradan iki hafta geçti… Bir akşamüstü ıslık çalarak pencereden dışarı bakıyor, ne yapabileceğimi düşünüyordum. Hava bozuk olduğu için bir yere gitmek istemiyordum. Canım sıkılıyordu. Bir ara kendimi eleştirmeye koyuldum. Bu da oldukça sıkıcı bir iştir ya, başka bir şey yapmak gelmiyordu içimden. Bu sırada kapı açıldı. Çok şükür. Bir gelen var…
- Bay öğrencinin acele bir işleri var mıydı acaba?..
Hay Allah!.. Tereza'ymış!..
- Hayır… Ne istiyorsunuz?
- Beyefendiden bir mektup daha yazmalarını dileyecektim de…
- Pekâlâ… Boles'e mi yine?
- Hayır, bu kez mektup ondan gelecek.
- Ne-e?..
- Oh, ne sersemim!.. Bağışlayın… ben.. yani… demek istedim ki… Bu kez, anlıyorsunuz ya, mektup benden değil de… kadın arkadaşlarımın birinden… Yani… Kadın değil de bir erkekten demek istiyorum… Kendisi yazmıyor… Fakat bir nişanlısı var… Adı da benimki gibi, Tereza… İşte sizden bu öteki Tereza'ya mektup yazmanızı dileyecektim de…
Yüzü allak bullak olmuştu. Karşımda sallanıp duruyor, titreyen ellerini ovuşturuyordu… İşi anlamaya başlamıştım…
- Bana bakın bayan! dedim. Bu ne Boles işi, ne de Tereza. Yalan söylüyorsunuz! Boş yere uğraşmayın, sizinle ahbaplığa niyetim yok… Anladınız mı?
Kadın birdenbire tuhaf bir korkuya kapıldı. Yüzü kıpkırmızı oldu, sendeledi, bir şeyler söylemek istercesine dudaklarını kıpırdattı. Fakat ağzından tek sözcük çıkmadı.
İşin nereye varacağını bekliyor, beni yoldan çıkarmak istediğini sanmakla da bir parça yanıldığımı sezinliyordum. Anlamadığım başka şeyler vardı galiba.
Tereza neden sonra:
- Bay öğrenci… diye söze başladıysa da ansızın elini sallayarak sert bir hareketle geri döndü, çıkıp gitti. İçimde kötü bir duyguyla öylece kalakalmıştım. Sonra kapısını şiddetle çarptığını işittim… Kızmıştı besbelli… Bir süre düşündüm; gidip onu geri çağırmaya, ne isterse yazmaya karar verdim.
Odasına girdiğimde, dirseklerini masaya dayamış, başını ellerinin arasına almış oturuyordu.
- Bana bakın, dedim…
… Bu hikâyeyi anlatırken burasına geldiğimde hep bir tuhaf olurum nedense… Ne aptallık! Neyse…
- Bana bakın, dedim…
«   01   02   03   04   05   06   07   08   09   10   11   12   ...    41   »