Ana Sayfa » Yolculamak » Bozkırda (Öyküler) : 39


BOZKIRDA (ÖYKÜLER)

MAKSİM GORKİ

DÜNYA KLASİKLERİ DİZİSİ: 104


“Şeytan herif”se demin diz çökmüşken şimdi sırtüstü yuvarlanmış, kollarını açmış, hırıldıyordu…
Ona bir tekme savurmaya hazırlanan asker bu durum karşısında şaşırarak:
- Bu da nesi? diye bağırdı. Herif kendi kendini mi vurdu yoksa? Hey! Ne oldun? Kurşun kendine mi değdi?
“Öğrenci”nin sesi sevinçle çınladı:
- Et var, çörek var, ekmek var… Her şey var kardeşcikler!
Asker:
- Hıh, canın cehenneme, geber… diye bağırdı. Yemek başına!
Ben adamın elinden tabancayı aldım. Hırıltıyı kesmişti. Kıpırdamadan yatıyordu şimdi. Bir fişek daha vardı namluda.
Yeniden yemeğe oturduk. Sessizce yedik, yedik… Adam çıt çıkarmadan, öylece yatıyordu. Onunla ilgilendiğimiz yoktu.
Ansızın hırıltılı, titrek bir ses yükseldi:
- Aziz kardeşcikler! Bunu gerçekten de ekmek için yaptınız, öyle mi?..
Tüylerimiz ürpererek baktık. “Öğrenci”nin lokması boğazında kalmıştı. İki büklüm olup öksürmeye başladı.
Asker, ağzı yemekle doluyken sövüp saymaya koyuldu:
- Köpek soylu! Kuru kütük gibi ikiye ayırmalı seni! Derini mi yüzeceğiz sandın? Ne işimize yarar? Mundar! Domuz suratlı! Şuna bak! Eline silah almış, insanlara ateş ediyor! Melun!
Söverken bir yandan da atıştırdığı için sözlerinin etkisi azalıyordu.
“Öğrenci” uğursuz bir sesle:
- Bekle, yemeğimiz bitsin de seninle öyle hesaplaşacağız, diye homurdandı.
O zaman gecenin karanlığında ürkütücü, ulumaya benzer hıçkırıklar yükseldi.
- Kardeşçikler… Bilir miydim?… Korkumdan ateş ettim… Afon'dan Smolensk'e gidiyordum… Tanrım… Sıtmam tuttu… Güneş battı mı vay halime!.. Afon'dan sıtma yüzünden ayrıldım… Marangozluk yapıyordum orada… Ben maragozum… Karım bekliyor… İki küçük kızım… Üç dört yıl var, hiç birini görmedim… Kardeşçikler… Hepsini yiyin…
“Öğrenci”:
- Kaygılanma, yiyeceğiz… dedi.
- Tanrım! Sizin zararsız, iyi insanlar olduğunuzu bilsem… ateş eder miydim? Kardeşçikler… Allahın bozkırı… Gece… Haksız mıyım?
Bunları söylerken bir yandan da ağlıyordu. Titrek, ürkek bir sesle uluyordu daha doğrusu.
Asker horgörüyle:
- Şuna bak, zırlıyor! dedi.
“Öğrenci”:
- Yanında para olmalı, diye aklından geçeni belirtti.
Asker göz kırptı, ona bakıp güldü:
- Kavrayışlı adamsın… Neyse, haydi ateş yakıp uyuyalım artık.
“Öğrenci”:
- Ne olacak? diye sordu.
- Canı cehenneme! Ne yapalım, yakalım mı adamı?
“Öğrenci” sivri kafasını sallayarak:
- Fena olmazdı! dedi.
Marangozu iniltileriyle başbaşa bırakıp topladığımız çalı çırpıyı almaya gittik. Taşıyıp getirdik, tutuşturduk, sonra sessizce ateşin başına oturduk. Yalımlar gecenin karanlığında usul usul tütüyor, bulunduğumuz küçük yeri aydınlatabiliyordu sadece. Bir öğünlük daha yiyeceğimiz vardı, ama gözlerimiz kapanmaya başlamıştı.
Marangoz:
- Kardeşçikler, diye seslendi.
Üç adım ötemizde yatıyor, sanırım zaman zaman bir şeyler mırıldanıyordu.
«   01   ...    29   30   31   32   33   34   35   36   37   38   39   40   41   »