Ana Sayfa » Yolculamak » Bozkırda (Öyküler) : 41


BOZKIRDA (ÖYKÜLER)

MAKSİM GORKİ

DÜNYA KLASİKLERİ DİZİSİ: 104


- Ne o, bakakaldın! Haydi diyorum!
Dokunaklı bir sesle bunu söylerken bir yandan da kolumu çekiyordu.
Sabah serinliğinde titreyerek:
- Ölmüş mü? diye sordum.
Asker:
- Hiç kuşkun olmasın, diye karşılık verdi. Seni boğsalar sen de ölürsün!..
- Ne? diye bağırdım. Boğmuşlar mı? Yoksa “Öğrenci” mi?
- Başka kim olacak? Sen mi boğdun? Yoksa ben mi? İşte… Okumuş adam… Sen herifin işini bitir, sonra da bizi ölüyle başbaşa bırakıp tabanları yağla… Eğer bunu bilsem, dün öldürürdüm bu “öğrenci”yi. Bir vuruşta öldürürdüm. Şakağına yumruğu indirdiğim gibi, dünyadan bir alçak eksilirdi! Yaptığı işi anlıyorsun, değil mi? Şimdi öylesine yürümeliyiz ki, hiçbir insan gözü bizi bozkırda görmesin. Anladın mı? Bugün marangozu bulacak, boğularak soyulduğunu göreceklerdir. Sonra bizim gibileri sıkıştırmaya başlarlar… Nereden geliyorsun? Geceyi nerede geçirdin? Bizde onun bir şeyi yok gerçi… Fakat dur hele… Tabancası koynunda. Şu işe bak!
- At onu! diye askere akıl verdim.
Düşünceli düşünceli:
- Atmak mı? dedi. Fakat değerli bir şey… Belki de yakalayamazlar bizi… Yok, atmayacağım… Bunu marangozdan aldığımızı kim bilecek? Atmayacağım… Üç ruble eder. Kurşunu da var… Eh! Şu kurşunu sevgili dostumuzun kulağına öyle bir keyifle boşaltırdım ki! Köpek! Kaç para götürdü acaba, ha? Melun!..
Ben:
- Marangozun kızları ne olacak şimdi?.. dedim.
- Kızlar mı? Hangi kızlar? Ha, bunun kızları mı? Hiç kaygılanma… Büyüyecekler ve bize varmayacaklar… Onları bırak şimdi… Kardeş, haydi gidiyoruz… Nerden gidelim?
- Bilmem… Hepsi bir…
- Hepsinin bir olduğunu ben de biliyorum… Sağdan gidelim. Deniz o yanda olmalı.
Yola koyulduk.
Bir ara geriye baktım. Uzakta, bozkırda bir tümsek yükseliyor; üzerine gün ışıkları vuruyordu.
- Ne bakıyorsun? Hortladı mı yoksa? Korkma, yetişemez bize… Okumuşlar becerikli olur, işini sağlama bağlamıştır… Hıh, arkadaşa bak! İyi ekti bizi! Eh, kardeş (başını kederle salladı) insanlar bozuluyor, yıldan yıla bozuluyor!..
Issız bozkır, sabah güneşiyle pırıl pırıl, dört bir yana uzayıp gidiyor, ufukta gökyüzünün saydam, okşayıcı aydınlığıyla birleşiyordu. Bu özgür toprağın üzerinde, mavi gökkubbeyle örtülü bu engin genişlikte, haksız bir şey olabileceğini düşünemezdi insan.
Arkadaşım bir sigara sararken:
- Karnım da bir acıktı ki kardeş! dedi.
- Bugün ne yiyeceğiz, nerede, nasıl?
Bilmece!..
………….
Bana hastanede bu hikâyeyi anlatan koğuş arkadaşım:
İşte böyleyken böyle, dedi. Sonradan çok dost olduk bu askerle. Birlikte Kars'a kadar gittik. Görmüş geçirmiş, yaman bir delikanlıydı. Tam bir serseriydi. Saygı duyardım ona. Birlikte ta… Küçük Asya'ya kadar gittik. Orada yitirdik birbirimizi…
Ben:
- Marangozu arada bir düşündüğünüz oluyor mu? diye sordum.
- Gördüğünüz gibi, dedi. Anlattım işte…
- Şey… Yani bir şey hissediyor musunuz?
- Ne hissedebilirim? Siz nasıl benim başıma gelen şeyden sorumlu değilseniz, ben de onun başına gelenden sorumlu değilim. Hiç kimse hiçbir şeyden sorumlu değil, çünkü hepimiz aynıyız, hayvanız.
(1897)
«   01   ...    31   32   33   34   35   36   37   38   39   40   41   »