Ana Sayfa » Yolculamak » Doğudaki Hayalet : 26


DOĞUDAKİ HAYALET

PIERRE LOTI

DÜNYA KLASİKLERİ DİZİSİ: 112


Aralarında alçak sesle çok hızlı Türkçe konuşuyorlar, söyledikleri şeylerin anlamını yakalayamıyorum. Sonra yukarı çıkmamı rica ediyorlar ve onların peşinden küçük, karanlık bir merdiveni çıkıyorum.
Birinci katta, Doğu biçemi döşenmiş, ama yoksul görünüşlü, loş bir odada kırık dökük bir divana oturtuyorlar beni; sonra Ahmet'in ablası - burada konukseverlik gereği olduğundan - bana kahve pişirmek için dört dönüyor, küçük mangalının çevresinde yoksulluğunu gösteren ucuz fincanlarını kurulayarak dolaşırken yanaklarından aşağı iri iri sessiz yaşlar indiğini görüyorum.
Alacakaranlıkta burası, şu kadının ağladığı bu çıplak oda ne kadar hüzünle dolu Tanrım, yüreğim sıkışıyor, söylemek istediğim sözcükler boğazımda düğümleniyor…
İkisi de ciddi bir şeyler söylemek ya da rica etmek için geldiğimi pekâlâ görüyor. Ama ne? Sesimi çıkarmıyorum. Onlar bekliyor. Çöken gecenin içinde sessizlik gitgide koyulaşıyor.
……………………………………………….
Titreyerek konuşmaya karar veriyorum:
- Aziyade Hanımı iyi anımsıyor musun, hani kardeşinin de pek sevdiği o küçük Türk hanımını? Hatırlıyor musun onu?
Ciddi bir sorgulama başladığını anlayınca daha özgür kalmak ister gibi elindeki fincanları ve peşkiri bırakıyor. Başıyla “evet” derken “Anımsıyorum tabii! Tüm bu olup bitenleri nasıl unutabilirim!” anlamına bir el hareketi yapıyor.
……………………………………………….
Yine bir sessizlik oluyor, şakaklarımda düzenli hafif vuruşlar işitiyorum - hızla atan damarlarımın sesi bu. Sonra biraz boğuk, sert bir sesle o müthiş soruyu soruyorum:
- O öldü, öyle değil mi?
……………………………………………….
Konuşmakta acele etmiyor, bana bakıyor, iyice çökmüş üzgün gözlerinde nerdeyse hakaret dolu bir şaşkınlık okunuyor… İşte o zaman beklemekle geçen birkaç saniye içinde bunun evet olduğunu yavaş yavaş anlıyorum.
Daha doğrusu, o bana acı yüklü bir soru titremiyle “Sahi mi? Demek bilmiyorsun öyle mi?” demeye hazırlanırken kesinlikle anladım bunu. Yarı sesle yalan bir yanıt veriyorum: “Bilmez olur muyum, biliyorum…” Sonra daha alçak sesle, dili dolaşan bir çocuk gibi ekliyorum: “Sana sormak istediğim.. bu değil… Benim isteğim.. benim istediğim onu nereye gömdüklerini öğrenmekti senden…”
Yeniden sessizlik çöküyor, az önce olduğundan daha durgun. Yalan söylemiştim, çünkü onun karşısında bilmemekten, yıllarca böyle yaşayabilmiş olmaktan utanmıştım. Ama bana inanmadığını, tiksinme ve kınamayla karışık bir merakla gözlerini üzerimden ayırmadığını pekâlâ görüyorum… Benim tavrıma da anlam veremiyor: Acı karşısında bizim soğukkanlı ve dingin kalmamız Doğululara anlaşılmaz gelir, çünkü onlar çığlıklar atar…
Bu sessizlik gitgide daha dondurucu oluyor, aramızdaki havanın tabaka tabaka buz kestiğini söyleyesi geliyor insanın. Bu kafesli evin, yoksul ve tuhaf odasında alacakaranlık koyulaşıyor, pencereleri örten tahta kafeslerdeki aralıklardan içeriye yalnızca renksiz bir ışık giriyor belli belirsiz; gece hızla çöküyormuş gibi geliyor bana, sanki düzensiz aralıklarla birer birer krep tüller atıyorlar aceleyle üstümüzden…
«   01   ...    16   17   18   19   20   21   22   23   24   25   26   27   28   29   30   31   32   33   34   35   36   ...    44   »