Ana Sayfa » Cumhuriyet Gazetesi Salı Kitapları » Fıçıdan Öyküler : 05


FIÇIDAN ÖYKÜLER

HANS THEODOR WOLDSEN STORM

DÜNYA KLASİKLERİ DİZİSİ: 42


Tam bu sırada oturma odasının kapısı açıldı; ceylan gözlerine benzer kestane renkli gözleri olan, güzel, fidan gibi bir genç kız dışarıya çıkarak onların yanına geldi. “Kabul, baba” diye bağırdı, “sözün söz, değil mi?” O arada sokaktan eve giren yaşlıca bir adama dönüp ekledi: “Siz de işittiniz, Schulze Ağabey!”
Wiesenbauer: “Haydi canım, Maren, babana karşı tanık göstermene gerek yok,” dedi; “hiçbir şey beni sözümden döndüremez.”
Schulze, bu sırada uzun bastonuna dayanmış olduğu halde bir süre havaya baktı; keskin gözü, yanan göğün derinliğinde beyaz bir noktacığın yüzdüğünü mü görmüştü ya da bunu yalnızca istiyordu da onun için gördüğünü mü sanmıştı? Sinsi sinsi gülümsedi: “Uğurlu kademli olsun, Wiesenbauer Ağabey! Andrees her bakımdan yaman bir delikanlıdır!” dedi.
Bundan biraz sonra Wiesenbauer'le Schulze çeşitli hesaplar hakkında görüşmek üzere oturma odasında baş başa vermişken, Maren de Stine Anne ile birlikte, köy sokağının öteki yanında onun küçük odasına giriyordu.
Dul kadın, köşeden çıkrığını alarak: “Yavrum” dedi, “Yağmur Perisi'ni uyandırmak için söylenen sözleri biliyor musun?”
Genç kız şaşkınlıkla başını arkaya kaldırıp: “Ben mi?” diye sordu.
“Babana o kadar cesurca meydan okudun ki, öyle sandım.”
“Hayır Stine Anne; yalnızca içimden öyle geldi. Hem de sizin bu sözleri toparlayabileceğinizi düşündüm. Kafanızı biraz yoklayın; herhalde bir yanda gizlenmiş duruyorlardır!”
Stine Anne başını salladı. “Büyük ninem öleli çok oldu. Ama şunu çok iyi anımsıyorum: O zamanlar, hayvanlarımızı yitirdiğimizde ninem gizlice: 'Bir kez Yağmur Perisi'ni uyandırdığım için bunu bize oyun olsun diye Ateş Adam özellikle yapıyor' demeyi alışkanlık haline getirmişti.”
Genç kız: “Ateş Adam mı?” diye sordu. “Bu da kim oluyor?” Ama daha bir yanıt almadan, pencereye atılmış, bağırıyordu: “Aman Tanrım! Anne, Andrees geliyor; bakın ne kadar bitkin görünüyor!”
Dul kadın, çıkrığının başından kalktı. Üzgün üzgün: “Doğru kızım” dedi, “sırtında ne taşıdığını görüyor musun? Koyunlardan birisi daha susuzluktan çatlamış.”
Köylü biraz sonra odaya girdi; ölü hayvanı yere, kadınların önüne koydu… Yanık alnının terini eliyle silerek üzgün bir tavırla: “İşte alın!” dedi.
Kadınlar, ölü hayvandan çok delikanlının yüzüne bakıyorlardı. Maren: “Bu kadar üzülme, Andrees!” dedi. “Yağmur Perisi'ni uyandıracağız; o zaman her şey düzelecek.”
Andrees: “Yağmur Perisi!” diye yavaşça yineledi. “Evet Maren, o uyanabilseydi! Ama yalnızca bunun için üzülmüyorum. Dışarda başıma bir iş geldi de.”
Annesi yavaşça oğlunun elini tuttu. “Söyle şunu oğlum” diye yalvardı. “Söyle de içine dert olmasın!”
Andrees: “Öyleyse dinleyin” dedi. Hem koyunlarımıza bakmak, hem de dün akşam onlar için yukarıya taşıdığım suyun uçup uçmadığını görmek istiyordum. Fakat otlağa geldiğim zaman, orada bir acayiplik olduğunu hemen fark ettim; su gerdeli, koyduğum yerde değildi; koyunlar da görünmüyordu. Onları aramak için yamaçtan inip büyük tepeye kadar gittim. Öteki yana vardığım zaman hepsinin boyunlarını toprağa uzatmış, soluk soluğa yattıklarını gördüm; bu zavallı hayvan da çoktan çatlamıştı.
«   01   02   03   04   05   06   07   08   09   10   11   12   13   14   15   ...    44   »