Ana Sayfa » Cumhuriyet Gazetesi Salı Kitapları » Fıçıdan Öyküler : 08


FIÇIDAN ÖYKÜLER

HANS THEODOR WOLDSEN STORM

DÜNYA KLASİKLERİ DİZİSİ: 42


Maren: “Öyleyse ne yapacağız, Andrees?” diyerek bu arada alnını buruşturup kımıldamayan gözlerle önüne bakan genç köylünün kolunu kavradı. “Haydi söylesene! Başka işlerde sen her zaman bir çare bulabilirsin!”
Andrees: “Belki şimdi de bir çare biliyorum!” diye düşünceli bir tavırla yanıt verdi. “Bugün öğleyin koyunlara yine su götürmem gerek. Dikenliğin arkasından Ateş Adam'ı belki bir daha gözetleyebilirim! Perinin şarkısını nasıl açığa vurduysa, elbette yolunu da ağzından kaçırır; çünkü koca başı hep bunlarla dolup taşmışa benziyor.”
Kararlarını değiştirmediler. Her ne kadar daha uzun uzadıya konuştularsa da, daha iyi bir çare bulamadılar.
Biraz sonra Andrees, taşıdığı sularla yukarki otlağa gelmiş bulunuyordu. Büyük tepeye yaklaştıkça, Cüceler Deliği'ndeki taşlardan birisinin üstünde cücenin oturduğunu daha uzaktan gördü. Cüce, gererek açtığı beş parmağıyla kırmızı sakalını sıvazlıyordu. Elini sakalından her çekişinde, küçük bir yığın halinde kopan ateş yumakları, güneşin göz kamaştıran ışığında tarlaların üzerine doğru süzülerek gidiyordu.
Andrees kendi kendine: “İşte çok geç kaldın, bugün hiçbir şey öğrenemeyeceksin” diye düşündü. Sanki hiçbir şey görmemiş gibi yolunu değiştirip yan tarafa, devrilmiş gerdelin hâlâ durduğu yere gitmek istedi. Ama birisi ona sesleniyordu. Arkasında, Cüce'nin kurbağa sesiyle: “Benimle konuşmak istediğini sanıyordum” dediğini işitti.
Genç köylü dönerek birkaç adım geriye kaldı. “Sizinle konuşacak neyim olsun? Sizi tanımıyorum ki…” diye yanıt verdi.
“Öyle ama, Yağmur Perisi Trude'ye giden yolu öğrenmek istemiyor muydun?”
“Size bunu kim söyledi?”
“Koca bir adamdan daha akıllı olan serçe parmağım!”
Andrees bütün cesaretini topladı; tepeye doğru çıkarak Cüce'ye birkaç adım daha yaklaştı. “Serçe parmağınız akıllı olabilir” dedi. “Ama Yağmur Perisi'ne giden yolu bilemez; çünkü bunu en akıllı insanlar bile bilmiyor.”
Cüce, bir kara kurbağa gibi kendisini şişirdi, ateşten sakalını pençesiyle birkaç kez öyle bir sıvazladı ki, çıkan ateş karşısında Andrees sendeleyerek bir adım geriledi. Fakat birdenbire Cüce, genç köylüye kötü, küçük gözlerinde beliren gururlu bir aşağı görüş ve alayla bakarak cırtlak sesiyle dedi ki: “Çok safsın, Andrees, sana Yağmur Perisi'nin, büyük ormanın arkasında oturduğunu söylemiş olsam bile, ormanın ötesinde oyuk bir söğüt ağacı bulunduğunu bilemezdin!”
Andrees: “Şimdi bir aptal rolü oynamak gerek!” diye düşündü; aslında yiğit bir delikanlı olmakla birlikte, köylüydü; dünyaya gelirken payına epey kurnazlık düşmüştü. Ağzını bir karış açıp “Hakkınız var, elbette bunu bilemezdim” dedi.
Cüce konuşmayı sürdürüyordu: “Ormanın ötesinde oyuk bir söğüt ağacı bulunduğunu sana söylemiş olsaydım bile, ağacın içinde bir merdivenin Yağmur Perisi'nin bahçesine indiğini bilemezdin.”
Andrees: “İnsan nasıl da yanılabiliyor!” dedi. “Bahçeye doğrudan doğruya girilebileceğini sanmıştım.”
«   01   02   03   04   05   06   07   08   09   10   11   12   13   14   15   16   17   18   ...    44   »