Ana Sayfa » Cumhuriyet Gazetesi Salı Kitapları » Fıçıdan Öyküler : 12


FIÇIDAN ÖYKÜLER

HANS THEODOR WOLDSEN STORM

DÜNYA KLASİKLERİ DİZİSİ: 42


Kız içince doğruldu, parlak gözlerle çevresine baktı. “Sen de bir kez iç, Andrees; bir kadın yalnızca zavallı bir yaratıktan başka bir şey değil!” dedi.
Andrees de şaraptan içtikten sonra: “Ama bu sahiden enfes bir şey” diye bağırdı. “Kim bilir büyük nine bunu neden yaptı!”
Sonra güçlenip neşeli neşeli konuşarak ilerlediler. Ancak az sonra kız yine durdu. Andrees: “Ne var, Maren?” diye sordu.
“Hiçbir şeyim yok; yalnızca aklıma bir şey geldi de…”
“Ne geldi, Maren?”
“Bak, Andrees! Babamın yarı otu daha dışarıda, çayırlarda duruyor; ben de gidip yağmur yağdırmak istiyorum!”
“Baban zengin bir adamdır, Maren; ama bizlerin birazcık otumuz çoktan ambara girdi; ürünlerimizin hepsi de daha hâlâ kuru saplarında duruyor.”
“Evet, evet, Andrees, hakkın var; başkalarını da düşünmek gerek!” Ancak biraz sonra, sessizce kendi kendine ekledi: “Maren, Maren, saçmalama; hepsini yalnızca sevgilin için yapıyorsun!”
Böylece bir süre daha yürüdüler, genç kız birdenbire bağırdı: “Bu da ne? Neredeyiz acaba? Ne büyük, ne kocaman bahçe!”
Gerçekten de nasıl olduğunu bilmeden, hep bir örnek uzayıp giden söğütlü yoldan büyük bir parka gelmişlerdi. Geniş ve şimdi kurumuş olan çimli alanın her yanında öbek öbek, uzun, görkemli ağaçlar yükseliyordu. Gerçi bunların yaprakları kısmen dökülmüştü ya da kuru veya pörsümüş bir durumda dallarda sallanıyordu ama cüretli dalları hâlâ göklere doğru yükseliyor, güçlü kökleri toprağın diplerini kavrıyordu. İki gencin daha önce hiç görmedikleri kadar çok çiçek, şurada burada yeri örtüyordu; ancak bu çiçekler solgun ve kokusuzdu; tam olgunluk zamanlarında öldürücü sıcağın etkisinde kalmışa benziyorlardı.
Andrees: “Tam yerindeyiz sanırım!” dedi.
Maren başıyla doğruladı. “Şimdi, ben dönünceye kadar senin burada kalman gerek.”
Andrees: “Evet öyle” diyerek büyük bir meşenin gölgesine uzandı. “Artık ötesi senin işin! Şarkıyı aklında iyi tut, söylerken şaşırma!”
Böylece genç kız geniş çimenlikte, göklere yükselen ağaçların altında yalnız başına ilerledi. Biraz sonra, artık geride kalmış olan Andrees, onu hiç göremez oldu. Maren ise, yalnızlık içinde gittikçe ilerliyordu. Biraz sonra ağaç öbekleri bitti, yer alçaldı. Genç kız, kurumuş bir su yatağında gittiğini anlamıştı; yer beyaz kum ve çakılla örtülüydü; arada ölü balıklar yatıyor, gümüş pullarıyla güneşte parlıyorlardı. Havuzun ortasında kül renkli acayip bir kuşun durduğunu gördü; bu kuş, kıza bir balıkçıl kuşuna benziyor gibi göründü, ama o kadar büyüktü ki, başını kaldırdığı zaman bir insanın boyunu herhalde geçerdi. Şimdi uzun boynunu arkaya, kanatlarının arasına almış, uyur gibi duruyordu. Maren korktu. İnsana ürküntü veren, kımıltısız kuştan başka hiçbir canlı yaratık görünmüyor, bir sineğin vızıltısı bile sessizliği bozmuyordu, sessizlik bu yere bir dehşet gibi çökmekteydi. Bir an, genç kız korkudan sevgilisine seslenecek gibi oldu; ama yine cesaret edemedi. Çünkü bu ıssızlık içinde kendi sesini işitmek, ona her şeyden daha korkunç geliyordu.
«   01   02   03   04   05   06   07   08   09   10   11   12   13   14   15   16   17   18   19   20   21   22   ...    44   »