Ana Sayfa » Cumhuriyet Gazetesi Salı Kitapları » Fıçıdan Öyküler : 14


FIÇIDAN ÖYKÜLER

HANS THEODOR WOLDSEN STORM

DÜNYA KLASİKLERİ DİZİSİ: 42


Seni verir geceye!“
Ağaçların uçlarından hafif bir hışırtı geçti, uzaklarda bir fırtına oluyormuş gibi yavaşça gök gürledi, aynı zamanda da kayalığın öbür yanından geliyormuşçasına keskin bir ses kızgın bir hayvanın öfkeli bağırması gibi havayı yardı. Maren yukarıya baktığı zaman Trude'nin vücudu doğrulmuş, önünde duruyordu. Kadın: “Ne istiyorsun?” diye sordu.
Genç kız, hâlâ diz çökmüş durumda olduğu halde yanıt verdi: “Ah! Bayan Trude! O kadar acımasızca uzun bir zaman uyudunuz ki, bütün yapraklar, bütün yaratıklar susuzluktan ölecek!”
Trude, karabasanlarından kurtulmaya çalışıyormuş gibi iyice açtığı gözleriyle kıza bakıyordu.
Sonunda cansız bir sesle sordu: “Artık çağlayan akmıyor mu?”
Maren: “Hayır, Bayan Trude” diye yanıt verdi.
“Kuşum gölün üstünde artık dolaşmıyor mu?”
“Kuşunuz sıcak güneşte durmuş uyuyor.”
Yağmur Perisi: “Eyvah!” diye inledi. “Öyleyse artık durulacak zaman değil! Ayağa kalk, benim arkamdan gel; ama ayaklarının önündeki testiyi unutma!”
Maren, kendisine söyleneni yaptı; her ikisi de kayalığın yanından yukarıya çıktılar. Burada daha büyük ağaç öbekleri, daha olağanüstü çiçekler yerden yükseliyordu; ama burada da her şey soluk ve kokusuzdu. Arkalarındaki kayalıktan vaktiyle çağlayan halinde akmış olan ırmağın yatağı boyunca gittiler. Trude, ancak ara sıra gözlerini üzüntülü bir halde çevrede gezdirerek genç kızın önünde yavaş yavaş, sallana sallana yürüyordu. Bununla birlikte Maren, yağmur Perisi'nin ayağının bastığı çimenlikte yeşil bir parlaklık kaldığını sanıyor ve Peri'nin kül renkli giysisi kuru otlar üzerinde sürünürken öyle kendine özgü bir hışırtı çıkıyordu ki, kızcağız hep bunu dinlemek zorunda kalıyordu. “Şimdiden yağmur yağıyor mu, Bayan Trude?” diye sordu.
“Ah! Hayır, çocuğum; ilk önce kuyuyu açmam gerek!”
“Kuyuyu mu? O nerede?”
Tam o sırada bir çiçek öbeğinin arasından çıkmışlardı. Trude: “Orada!” dedi! Maren, birkaç bin adım önlerinde kocaman bir yapının yükseldiğini gördü. Bu yapı, kül renkli taşların girintili çıkıntılı ve düzensiz bir halde üst üste konmasından oluşmuş gibi görünüyordu. Maren bunun göklere kadar yükseldiğini sanıyordu; çünkü yukarıya doğru her şey, buhar ve güneşin parlaklığı içinde eriyip yitiyor gibiydi. Yerdeyse pek büyük çıkıntılar halinde ileriye doğru taşan ön yüzü, her yanda sivri kemerli, yüksek kapı ve pencere oyuklarıyla delinmişti; bununla birlikte pencereden ya da kapı kanatlarından hiçbir şey görülemiyordu.
Yapının çevresinden dolaşıyor gibi görünen bir ırmağın dik kıyısı önlerine çıkıncaya kadar yapıya doğru bir süre yürüdüler. Su burada da buharlaşmıştı, yalnızca, ortada iplik gibi bir su akıyordu; bir kayık, ırmak yatağının kuru çamur tabakası üzerinde parçalanmış olarak duruyordu.
Trude: “Yürü, geç!” dedi. “Bunun sana etkisi yoktur. Ama sudan almayı unutma; birazdan bu suyu kullanacaksın!”
«   01   ...    04   05   06   07   08   09   10   11   12   13   14   15   16   17   18   19   20   21   22   23   24   ...    44   »