Ana Sayfa » Cumhuriyet Gazetesi Salı Kitapları » Fıçıdan Öyküler : 16


FIÇIDAN ÖYKÜLER

HANS THEODOR WOLDSEN STORM

DÜNYA KLASİKLERİ DİZİSİ: 42


Tam o sırada, tavanın ortasından böyle bir bulut ayrılmış, yavaşça süzülerek aşağıya inmişti; Maren, kuyunun yanındaki güzel kadının yüzünü şimdi ancak gri bir tülün arkasında parlıyormuş gibi görüyordu. Kadın ellerini çırptı; bulut hemen en yakın pencereye doğru yöneldi, buradan dışarıya akıp gitti.
Güzel kadın: “E… şimdi söyle bakalım! Bu hoşuna gitti mi?” diye bağırdı. Bu arada kırmızı ağzı gülümsüyor, beyaz dişleri parlıyordu. Sonra işaret ederek Maren'i yanına çağırdı; Maren onun yanında yosunların üzerine oturdu; tam bu sırada yine bir bulut tavandan aşağıya inmişti. Kadın: “Haydi ellerini çırp!” dedi. Maren'in ellerini çırpması üzerine bu bulut da birincisi gibi dışarıya çekilip gidince kadın “Görüyor musun, ne kadar kolay! Sen bunu benden daha iyi yapabiliyorsun!” diye bağırdı.
Maren, bu çok neşeli güzel kadını hayran hayran seyrediyordu. “İyi ama siz kimsiniz?” diye sordu.
“Ben kim miyim? Çocuğum, sen çok safsın!”
Genç kız, kararsız gözlerle ona bir kez daha baktı, sonunda duraksayarak: “Sakın siz Yağmur Perisi Trude olmayasınız?” dedi.
“Ya başka kim olacaktım?”
“Ama bağışlayın! Şimdi o kadar güzel ve neşelisiniz ki!…”
Bunun üzerine Trude birdenbire dinginleşiverdi. “Evet”, dedi, “sana çok şey borçluyum. Beni uyandırmasaydın, Ateş Adam her yana egemen olacaktı, ben de yine toprağın altındaki ninenin yanına inmek zorunda kalacaktım.” İçten duyduğu bir korkuyla beyaz omuzlarını biraz kısarak ekledi: “Oysa burası o kadar güzel ve yeşil ki!…”
Sonra Maren oraya nasıl geldiğini anlattı; Trude yine yosunlara uzanmış, onu dinliyordu. Arada, yanında biten çiçeklerden birisini koparıyor, kendisinin ya da genç kızın saçlarına takıyordu. Maren, söğütlü sette ne büyük güçlüklerle yürüdüklerini anlatırken, Trude içini çekerek dedi ki: “Set, bir zamanlar siz insanlar tarafından yapılmıştı ; fakat o zamandan bu yana çok, pek çok zaman geçti! O zamanki kadınların giysileri senin üstündekilere benzemiyordu. O zamanlar bana sık sık gelirlerdi; ben onlara yeni bitkiler, yeni tahıllar için tohum ve taneler verirdim; onlar da bana karşılık olarak kendi yemişlerinden getirirlerdi. Onlar nasıl beni asla unutmuyorlarsa, ben de onları unutmazdım, tarlaları da hiç yağmursuz kalmazdı. Fakat uzun zamandan bu yana insanlar bana karşı yabancılaştılar; artık bana hiç kimse gelmiyor. Sıcaktan, büyük bir can sıkıntısından uykuya daldım; az kalsın kötü yürekli Ateş Adam utkuya ulaşacaktı.”
Bu arada Maren de gözleri kapalı olduğu halde yosunlara uzanmıştı; çevresinde öyle hafif bir çiğ yağıyordu ve güzel Trude'nin sesi o kadar tatlı, o kadar içten yansıyordu ki…
Güzel kadın konuşmayı sürdürdü: “Yalnızca bir kez, ama yine çok eski zamanda, bir genç kız daha bana gelmişti. O kız da hemen hemen senin gibiydi ve aşağı yukarı senin giysin gibi bir giysisi vardı. Ben ona kendi çayır balımdan armağan ettim; bu bal bir insanın elimden aldığı son armağan oldu!”
Maren: “Tam üstüne bastınız!” dedi. “O genç kız benim sevgilimin ninesi olacak; beni bugün o kadar güçlendiren içki kesinlikle sizin çayır balınızdan yapılmıştır!”
Yağmur Perisi, herhalde daha hâlâ o zamanki genç dostunu düşünüyordu; çünkü: “Yine alnında öyle güzel, kestane renkli bukleleri var mı?” diye sordu.
“Kimin, Bayan Trude?”
«   01   ...    06   07   08   09   10   11   12   13   14   15   16   17   18   19   20   21   22   23   24   25   26   ...    44   »