Ana Sayfa » Cumhuriyet Gazetesi Salı Kitapları » Fıçıdan Öyküler : 19


FIÇIDAN ÖYKÜLER

HANS THEODOR WOLDSEN STORM

DÜNYA KLASİKLERİ DİZİSİ: 42


Trude, genç kıza keskin gözlerle baktı. “Güzelsin, küçük deli” dedi; sonra kıza gözdağı verircesine parmağını kaldırdı: “Sen köyünde de en güzel kızsın!”
Şirin kızın yüzüne kan çıktı, gözleri yaşardı. Fakat Trude yine gülümsüyordu. “Öyleyse dikkat et!” dedi. Bütün kaynaklar yeniden fışkırdığı için kısa bir yoldan gidebilirsin. Aşağıda, söğütlü setin hemen solunda bir kayık vardır. Bu kayığa güvenle binin; sizi köyünüze çabuk ve güvenli bir biçimde götürür! Şimdi de hoşça kal!“ Bu sözleri söyledikten sonra kolunu genç kızın boynuna dolayıp onu öptü. “Oh! Böyle bir insan ağzı ne kadar taze, ne kadar tatlı oluyor!” dedi.
Sonra dönerek, düşen damlalar altında çimenlerin üstünde gitti. Bu arada şarkı söylemeye başlamıştı; sesi tatlı ve tekdüze geliyordu; güzel hayal, ağaçların arasında kaybolduğu vakit genç kız, uzaklardan daha hâlâ şarkıyı mı işittiğini, yoksa bunun yalnızca yağan yağmurun hışırtısı mı olduğunu ayırt edemiyordu.
Genç kız biraz sonra durdu; sonra sanki birdenbire duyduğu bir özleyişle kollarını uzattı. “Hoşça kal, güzel, sevgili Yağmur Perisi Trude, hoşça kal!” diye bağırdı. Fakat hiçbir yanıt gelmedi; yalnızca yağmurun yere yağarken hışırdadığını şimdi iyice fark ediyordu.
Sonra bahçenin kapısına doğru yürüyünce, genç köylüyü ayağa kalkmış, ağaçların altında duruyor gördü. Biraz daha yaklaştığında, “Böyle neye bakıyorsun?” diye sordu.
“Hay Allah, Maren! O enfes kadın da kimdi?”
Genç kız delikanlıyı kolundan yakalayıp sert bir çekişle sarsarak döndürdü. “Böyle gözlerini dikip bakma!” dedi. “O, sana göre değil; Yağmur Perisi Trude'ydi o!”
Andrees gülüyordu. “Pekâlâ, Maren,” diye yanıt verdi. “Onu gerçekten uyandırdığını buradan fark edebildim; çünkü, bana kalırsa, yağmur hiçbir zaman ortalığı bu kadar fazla ıslatmamıştır; böyle bir yeşermeyi de bütün ömrümce görmüş değilim! Ama şimdi gel! Eve gidelim; baban da bize verdiği sözü yerine getirsin!”
Söğütlü setin altında kayığı bulup bindiler. Geniş ovanın her yanını sular basmıştı. Suyun üstünde ve havada her türden kuş vardı; narin deniz kırlangıçları bağırarak üzerlerinden geçiyor, kanatlarının uçlarını suya daldırıyorlardı; martılar da ilerleyen kayıklarının yanında alımlı bir biçimde yüzüyorlardı; arada sırada önünden geçtikleri yeşil adacıklarda boyunları altın gibi sarı tüylü yaban horozlarının dövüştükleri görülüyordu.
Böylece suyun üstünde hızla kayıp gidiyorlardı. Yağmur hâlâ hafif hafif, ama kesilmeksizin yağıyordu. O ara su daralmıştı; birazdan ancak orta derecede geniş bir dereye dönüştü.
Andrees, eli gözlerinin üstünde olduğu halde bir süre uzaklara bakmıştı. “Bak, Maren!” diye bağırdı; “bu benim çavdar tarlam değil mi?”
“Doğru, Andrees; ne güzel yemyeşil olmuş! Ama üzerinde gittiğimiz derenin, köyümüzün deresi olduğunu görüyor musun?”
“Sahi, Maren; ama orası da ne? Her yan su baskınına uğramış!”
Maren: “Ah, Tanrım!” diye bağırdı; “Bunlar babamın çayırları! Şu güzel otlara bak. Hepsi suda yüzüyor.”
«   01   ...    09   10   11   12   13   14   15   16   17   18   19   20   21   22   23   24   25   26   27   28   29   ...    44   »