Ana Sayfa » Cumhuriyet Gazetesi Salı Kitapları » Fıçıdan Öyküler : 20


FIÇIDAN ÖYKÜLER

HANS THEODOR WOLDSEN STORM

DÜNYA KLASİKLERİ DİZİSİ: 42


Andrees, genç kızın elini sıktı. “Zararı yok, Maren!” dedi; “Sanırım zararımız o kadar çok değil, benim tarlalarım da o oranda iyi ürün verecek.”
Kayık köyün çayırına yanaştı. Kıyıya çıkıp hemen el ele yoldan aşağıya doğru gittiler. Her yandan onlara gülümseyerek selam veriyorlardı; herhalde Stine Anne, onlar yokken biraz gevezelik etmiş olmalıydı.
Yağmur damlalarının altında sokakta koşan çocuklar: “Yağmur yağıyor!” diye bağırıyorlardı. Açık penceresinden keyifli keyifli bakan ve her iki gencin elini kuvvetle sıkan Schulze Ağabey “Yağmur yağıyor!” diyordu. Yine lüle taşından çubuğuyla görkemli evinin araba kapısında duran Wiesenbauer de: “Evet, evet, yağmur yağıyor!” dedi. “Sen beni bu sabah iyice aldattın, Maren! Fakat şimdi ikiniz de içeriye gelin! Schulze Ağabey'in dediği gibi Andrees her bakımdan iyi bir delikanlıdır; onun ürünü, kuru otu da iyi olacak; böyle üç yıl üst üste yağmur yağarsa, tepelerle ovaların birleşmesi hiç de kötü olmayacak. Onun için karşıya, Stine Anne'ye gidin; işi hemen yoluna koyalım!”
O zamandan bu yana birkaç hafta geçmişti. Yağmur çoktan kesilmiş, ağır yüklü son hasat arabaları, çelenkler ve rüzgârda uçuşan kordelalarla ambarlara girmişti; güneşin güzel ışığında büyük bir gelin alayı kiliseye doğru gidiyordu. Gelinle güvey, Maren ve Andrees'ti; bunların arkasından Stine Anne ile Wiesenbauer el ele yürüyorlardı. Onları karşılamak için yaşlı kantor org çalıyordu; koroyu işitecek kadar kilise kapısına yaklaştıkları zaman, mavi gökte beyaz, küçük bir bulut birdenbire üzerlerinde belirdi; gelinin tacına birkaç hafif yağmur damlası düştü. Kilisenin avlusunda bulunanlar: “Uğurdur, uğurdur!” diye bağırıyorlardı. Gelinle güvey: “Yağmur Perisi Trude geçti!” diye fısıldaşarak birbirlerinin ellerini sıktılar.
Sonra alay kiliseye girdi; güneş yine göründü; org susmuştu; papaz, görevini yerine getiriyordu.
BULEMANN'IN EVİ
Kuzey Almanya'nın bir kıyı kentinde “Düsterstrasse” denen sokakta eski, yıkık bir ev vardır. Bu ev dar olmakla birlikte üç katlıdır. Evin ortasındaki duvar yerden hemen hemen çatının tepesine kadar cumba biçiminde çıkıntılıdır; her katta bu çıkıntının önünde ve yanlarında pencereler vardır; aydınlık gecelerde ay oradan ışığını salabilir.
Anımsanamayacak kadar eski zamanlardan bu yana bu eve kimse girmemiş ve bu evden kimse çıkamamıştır; sokak kapısındaki ağır pirinç tokmak, pastan hemen hemen kararmıştır; merdiven taşlarının yarıkları arasında her yıl otlar biter. Bir yabancı: “Bu ev ne evidir?” diye soracak olursa, kesinlikle “Bulemann'ın evi” yanıtını alır; ama sorgusunu sürdürüp: “İçinde kim oturuyor?” derse o zaman yine kesinlikle kendisine: “içinde kimse oturmaz” diye yanıt verirler. Sokaklarda çocuklar, beşik başında sütnineler şu şarkıyı söylerler:
Bulemann'ın evinde,
Bulemann'ın evinde,
Sıçanlar pencereden
Bakarlar biz geçerken.
Gerçekten de gece eğlentilerinden dönüşte oradan geçen zevk düşkünleri karanlık pencerelerin arkasında sayısız sıçanın ince seslerine benzeyen bağrışmalar işittiklerini söyler. Hatta sesin boş odalarda nasıl yankılandığını duymak için, gözüpeklik edip kapının tokmağını vuran birisi, içeride, merdivenlerden büyük hayvanların atladığını iyice işittiğini ileri sürmektedir.
«   01   ...    10   11   12   13   14   15   16   17   18   19   20   21   22   23   24   25   26   27   28   29   30   ...    44   »