Ana Sayfa » Cumhuriyet Gazetesi Salı Kitapları » Fıçıdan Öyküler : 24


FIÇIDAN ÖYKÜLER

HANS THEODOR WOLDSEN STORM

DÜNYA KLASİKLERİ DİZİSİ: 42


Böylece on yıl kadar geçmiş olmalıydı. Bay Bulemann gittikçe daha kuruyor, saçları daha çok kırlaşıyordu; sarı çiçekli geceliği de gittikçe yıpranıyordu. Bu arada, çoğu kez günler geçer, konuşmak için ağzını bile açmazdı. Çünkü iki kedisinden ve yaşlı, yarı çocuklaşmış hizmetçisinden başka hiçbir yaratık görmüyordu. Yalnızca ara sıra, komşu çocuklarının aşağıda, evinin önündeki mola taşları üzerinde oynadıklarını işittiğinde, başını pencereden biraz çıkartır, keskin sesiyle çıkmaz sokağa doğru söverek haykırırdı. Bunun üzerine çocuklar: “Tutsak taciri, tutsak taciri!” diye bağırıp dağılırlardı. Bay Buleman daha öfkeli bir halde sövgüler ve ilençler yağdırır, sonunda hışımla pencereyi kapayarak öfkesini içerde Graps'la Schnores'ten çıkarırdı.
Bayan Anken, komşularla her türlü ilişkiyi önlemek için uzun zamandan beri alışverişlerini sapa sokaklarda yapmak zorunda kalıyordu. Yine de ancak karanlık basınca sokağa çıkabiliyor, sonra da, arkadan evin kapısını kilitlemek zorunda bırakılıyordu.
Noel yortusundan sekiz gün kadar önceydi; yine bir akşam yaşlı kadın böyle bir amaçla evden ayrılmıştı. Başka zamanlar hep özen göstermiş olmasına karşın, bu kez unutkanlığı tutmuş olmalıydı. Çünkü Bay Bulemann kibritle şamdanını tam yaktığı sırada, dışarıda, basamaklarda gürültü olduğunu şaşırarak işitti. Işığını önünde tutarak sofaya çıkınca, üvey kız kardeşinin solgun bir çocukla birlikte karşısında durduğunu gördü.
Onlara bir an şaşkınlık içinde, öfkeli öfkeli baktıktan sonra: “Eve nasıl girdiniz?” diye çıkıştı.
Kadın çekingen bir tavırla: “Aşağıda kapı açıktı” dedi. Bulemann, dişleri arasından hizmetçisine bir sövgü savurdu. Sonra: “Ne istiyorsun?” diye sordu.
Kadın: “Bu kadar sert olma, kardeşim” diye yalvardı; “yoksa sana söz söylemeye cesaret edemiyorum.”
“Benimle konuşacak neyin olabilir? Sen payını aldın; birbirimizle işimiz kalmadı.”
Kadın, susarak onun önünde duruyor, boş yere uygun bir söz arıyordu. İçeride oda kapısının habire tırmalandığı işitiliyordu. Bay Bulemann geriye dönerek kapıyı açtığı zaman, iki iri kedi sofaya doğru atlayarak solgun çocuğun çevresinde dönüp mırıldana mırıldana ona sürtündüler; onlardan korkan çocuk, duvara doğru geri çekiliyordu. Efendileri, hâlâ önünde sesini çıkartmadan duran kadını sabırsızlıkla süzüyordu. “E!.. daha ne kadar bekleyeceksin?” diye sordu.
Kadın sonunda söze başladı: “Senden bir şey rica etmek istiyordum, Daniel. Baban, ölümünden birkaç yıl önce, çok sıkıntıda olduğum bir zamanda, benden tutu olarak küçük bir gümüş kupa almıştı.”
Bay Bulemann: “Babam senden mi almıştı?” diye sordu.
“Evet Daniel, baban, ikimizin annesinin kocası. İşte tutu makbuzu; bunun için bana pek de bir şey vermedi.”
Kız kardeşinin boş ellerini hızlı bir bakışla gözden geçiren Bay Bulemann: “Sonra?” dedi.
Kadın, çekine çekine konuşmayı sürdürdü: “Geçenlerde bir düş gördüm; hasta çocuğumla birlikte kilise mezarlığına gitmiştim. Annemizin mezarına geldiğimiz zaman, o, açılmış beyaz güllerle dolu küçük bir ağacın altında, mezar taşında oturuyordu. Bir zamanlar, daha ben çocukken, bana armağan etmiş olduğu o küçük kupa elindeydi; biz biraz daha yaklaşınca kupayı dudaklarına götürdü, çocuğa gülümseyerek işaret ederken de, “sağlığına!” dedi, bunu iyice işittim.
«   01   ...    14   15   16   17   18   19   20   21   22   23   24   25   26   27   28   29   30   31   32   33   34   ...    44   »