Ana Sayfa » Cumhuriyet Gazetesi Salı Kitapları » Fıçıdan Öyküler : 26


FIÇIDAN ÖYKÜLER

HANS THEODOR WOLDSEN STORM

DÜNYA KLASİKLERİ DİZİSİ: 42


Bay Bulemann kalemi elinden bıraktı. “Ne saçmalıyorsun, koca moruk?”
“Küçük Christoph'u biraz önce gömdüklerini söylüyorum.”
Bay Bulemann yine yazmayı sürdürüyordu. “Bunu bana ne diye anlatıyorsun? Oğlan beni ne ilgilendirir?”
“Yok, aklıma geldi de… Kentte olup bitenler anlatılmaz mı ya!”
Ancak o gittiği zaman Bay Bulemann, kalemi yeniden elinden bıraktı, elleri arkasında, odasında uzun süre bir aşağı, bir yukarı dolaştı. Aşağıda, çıkmaz sokakta bir gürültü olsa, çocuğa yapılan kötü davranıştan dolayı kendisini mahkemeye çağıracak olan çağrıcının şimdiden gelmesini bekliyormuş gibi hemen pencereye gidiyordu. Getirilen yemekten miyavlayarak payını isteyen kara Graps, bir tekme yedi, bağıra bağıra köşeye kaçtı. Ama açlıktan mı, yoksa hayvanın her zaman o kadar uysal olan doğası birdenbire değiştiği için mi, efendisine döndü, öfkeli öfkeli homurdanarak onun üstüne doğru yürüdü. Bay Bulemann hayvana ikinci bir tekme daha attı. “Ziftlenin; beni beklemenize gerek yok” dedi.
Her iki kedi, adamın onlar için yere koyduğu dolu tabağın yanına bir sıçrayışta gelmişti.
Ancak sonra garip bir şey oldu.
İlk önce yemeğini bitiren sarı Schnores, şimdi odanın ortasına gelmiş, gerinip kamburunu çıkartmıştı. Bay Bulemann birdenbire önünde durdu; sonra hayvanın çevresinde dolaştı, onu her yönden seyretti. Kedinin başını hafifçe kaşıyarak: “Schnores, yaşlı çapkın, bu da ne?” dedi. “Yaşlılık günlerinde daha da büyüdün!” O anda, öteki kedi de oraya atlamıştı. Parlak tüylerini kabarttı, sonra kara ayakları üzerinde dikildi. Bay Bulemann, renkli takkesini alnından yukarıya itti. “O da” diye mırıldandı. “Tuhaf, herhalde türlerinden olmalı.”
Bu arada ortalık kararmıştı; kimse gelip onu rahatsız etmediği için, masanın üstünde duran tabaklarının başına geçti. Hatta sonunda, yanındaki kanepede oturan iri kedilerini keyifli keyifli seyretmeye başladı. Onlara başıyla işaret ederek: “Benim heybetli delikanlılarım!” dedi. “Artık aşağıdaki kadın, herhalde farelerinizi zehirlemiyor!” Ancak akşam bitişik yatak odasına gittiği zaman, onları her zamanki gibi içeriye almadı. Geceleyin kedilerin ayaklarıyla oda kapısını tırmalayıp miyavladıklarını işitince, yorganını kulaklarına çekti: “İstediğiniz kadar miyavlayın, pençelerinizi gördüm” dedi.
Sonra ertesi gün oldu; bir gün önceki olay öğleyin aynen yinelendi. Kediler tabaklar boşalınca, ağır bir sıçrayışla odanın ortasına atlayarak gerindiler; yine hesap cetvellerinin başına oturmuş olan Bay Bulemann, onlara bir göz atar atmaz, döner sandalyesini dehşetle geriye itti ve boynunu uzatarak ayakta duraladı. Graps'la Schnores, kendilerine kötü bir şey yapılıyormuş gibi hafif hafif bağırıp titreyerek, kuyrukları kıvrık, tüyleri kabarmış orada duruyorlardı; Bulemann belli bir biçimde gördü: Onlar genişliyor, gittikçe büyüyor, büyüyorlardı.
Elleri masaya sarılmış, bir an daha öyle durdu; sonra birdenbire yürüyerek hayvanların önünden geçti, oda kapısını ardına kadar açtı. “Bayan Anken, Bayan Anken!” diye bağırdı. Kadın, hemen işitir gibi görünmediğinden, Bulemann parmaklarının arasından bir ıslık öttürdü; az sonra yaşlı kadın ayaklarını sürüye sürüye evin arka tarafından çıktı, soluk soluğa birbiri arkasından merdivenleri tırmandı.
Kadın içeriye girince Bulemann: “Şu kedilere bir baksana!” dedi.
“Onları her zaman görüp duruyorum, Bay Bulemann.”
«   01   ...    16   17   18   19   20   21   22   23   24   25   26   27   28   29   30   31   32   33   34   35   36   ...    44   »