Ana Sayfa » Cumhuriyet Gazetesi Salı Kitapları » Fıçıdan Öyküler : 29


FIÇIDAN ÖYKÜLER

HANS THEODOR WOLDSEN STORM

DÜNYA KLASİKLERİ DİZİSİ: 42


Aşağıda sokak kapısındaki kilit paslandı, pirinç tokmağı yeşil paslar kapladı, merdivenin taşları arasında otlar büyümeye başladı.
Dışarıda ise yaşam, kaygısızca sürüp gidiyordu. Yaz gelince, Azize Magdalena Kilisesi'nin mezarlığında, küçük Christoph'un mezarında çiçekli bir beyaz gül fidanı belirdi; bir süre sonra da bunun altında küçük bir mezar taşı göründü. Gül ağacını çocuğa annesi dikmişti; mezar taşını kuşkusuz o sağlayamazdı. Ama Christoph'un eskiden bir dostu vardı; bu, karşılarındaki evde oturan bir eskicinin oğlu olan genç bir müzisyendi. Önceleri müzisyen içeride, piyanosunun başında otururken Christoph usulca onun penceresinin altına gelirdi; sonradan, müzisyen ikindileri org çalıştığı Magdalena Kilisesi'ne bazen çocuğu da birlikte götürmüştü. O zaman solgun çocuk, onun ayaklarının dibinde küçük bir tabureye oturur, kulak kabartarak başını orgun sırasına dayar, güneş ışıklarının kilise pencerelerinde nasıl oynaştığını seyrederdi. Sonra genç müzisyen, teması üzerinde işlemekten coşarak orgun derin, güçlü seslerini kubbelerde gürletince ya da arada tremelolar yapıp da sesler Tanrı'nın ululuğu önünde titrer gibi bir sel halinde akmaya başladığında, çocuğun sessiz hıçkırıklarla ağladığı ve dostunun onu ancak güçlükle yatıştırabildiği olurdu. Bir keresinde yalvararak: “Bana üzüntü veriyor, Leberecht; bu kadar yüksek sesle çalma!” demişti.
Orgcu da yüksek sesleri hemen bırakmış, flajölelerle diğer hafif seslere geçmişti; çocuğun en çok sevdiği “Tanrı'na sığın” adlı şarkı, sessiz kilisede tatlı ve dokunaklı bir biçimde işitiliyordu. Hasta sesiyle yavaş yavaş o da şarkıya eşlik etmeye başladı. Org susunca: “Ben de org çalmasını öğrenmek istiyorum; bana öğretir misin, Leberecht?” dedi.
Genç müzisyen elini çocuğun başına koyup sarı saçlarını okşayarak yanıt verdi: “Sen önce iyi ol da, Christoph; ben sana seve seve öğretirim.”
Ama Christoph iyileşememişti. Onun küçük tabutunun arkasından annesiyle genç orgcu yan yana gidiyordu. İkisi ilk kez konuştular; zavallı anne, üç kez gördüğü küçük gümüş kupa düşünü ona anlattı.
Leberecht: “Kupayı ben size verebilirdim,” dedi, “onu yıllarca önce başka birçok eşyayla birlikte babam kardeşinizden satın almış ve bir gün bana Noel armağanı olarak vermişti…”
Kadın acı acı hayıflandı. Tekrar tekrar: “Ah!”diye bağırdı; “eğer bilseydim çocuğum kesinlikle iyi olurdu!”
Genç adam bir süre onun yanında sessizce yürüdü. Sonunda: “Bununla birlikte kupa yine Christoph'a verilmeli” dedi.
İşte böyle oldu. Birkaç gün sonra kupayı, bu gibi değerli eşya toplayan bir meraklıya iyi bir fiyatla sattı; parayla da küçük Christoph'un mezar taşını yaptırdı. Üzerine kupanın resmi kazılmış olan mermer bir levha koydurdu. Resmin altına şu yazı kazılmıştı: “Sağlığına!”
Daha birçok yıl, ister mezarın üstü karla örtülü, ister haziran güneşinde gül ağacı güllerle kaplı olsun, solgun yüzlü bir kadın sık sık oraya gelir, düşüne düşüne mezar taşının üstündeki yazıyı huşu içinde okurdu. Sonra bir yaz, artık hiç gelmez oldu; ama dünya, kaygısızca seyrini sürdürüyordu.
Yalnızca bir kez, yıllar geçtikten sonra, çok yaşlı bir adam mezarı ziyaret ederek mezar taşını gözden geçirdi; yaşlanmış gül ağacından beyaz bir gül kopardı. Bu adam, Azize Magdalena Kilisesi'nin emekli orgcusuydu.
«   01   ...    19   20   21   22   23   24   25   26   27   28   29   30   31   32   33   34   35   36   37   38   39   ...    44   »