Ana Sayfa » Cumhuriyet Gazetesi Salı Kitapları » Fıçıdan Öyküler : 40


FIÇIDAN ÖYKÜLER

HANS THEODOR WOLDSEN STORM

DÜNYA KLASİKLERİ DİZİSİ: 42


Yaşlı kahya: “Hangi uğursuz el bunu açmış?” diye mırıldanıyordu; ancak tabut örtüsünü yerden kaldırınca, altında çocuğun cesedini ve kapalı göz kapaklarının üzerindeki kara bukleleri gördü.
Yaşlı adam diz üstü yere düştü, haykırarak çocuğun üzerine kapandı. Sevgili yavrusunun giysisini açıp ölümün neden ileri geldiğini gösteren bir iz aradı. Ancak yalnızca yüreğinin üzerindeki kırmızı bir lekeden başka bir şey bulamadı. Daha uzun bir süre üzüntülü bir durumda düşüne düşüne öyle diz üstü kaldı. Sonra çocuğu tabut örtüsüne sararak kollarına alıp giriş katına, kontesin odasına indirdi. İçeriye girdiği zaman, kendini beğenen kadının, ölü gibi sararmış, titrer bir durumda, albayın önünde durduğunu gördü; albay, yarı zorla onun elini tutuyor gibiydi.
Yaşlı adam, cesedi yere, ikisinin arasına koydu; gözlerini kımıltısız bir biçimde kadının üstünde tutarak: “Şatonun varisi kont Kuno öldü; şimdi küçük oğlunuz bu yurtluğun varisidir, kontes” dedi.
Genç varisin gömülmesinden bir ay kadar geçmiş olmalıydı; bir gün öğleden sonra kontes, odasından açık havaya çıkma olanağını veren, uçurum üzerindeki küçük bir balkonun korkuluğuna dayanıyordu. Yanında duran küçük Wolf da, aşağıdan yükselen çam ve meşelerin tepelerinde cıvıldaşarak gürültü koparan bir kuş sürüsünü seyrediyordu.
Kontes: “Bak, oradaki meşenin budak deliğinin yanında duran baykuşa, bağırıyor” dedi. Parmağıyla da ileriyi gösteriyordu.
Çocuğun gözleri, büyük bir ilgiyle annesinin parmağını izliyordu. “Gördüm, anne, gördüm,” dedi; “bu, ölüm kuşudur; zavallı Kuno öldüğünde pencerenin önünde bu kuş ötmüştü.”
Annesi: “Okunu getir de onu öldür” dedi.
Çocuk, odadan fırlayıp merdivenlerden ahıra koştu. Silahı orada, küçük atının yanında duruyordu. Ama yayın ipi kopmuştu; bunu uzun zamandır kullanmıyordu; çünkü kendisine okları yontan, tahta kuşu çubuğun üstüne atan Kuno artık yoktu. Bunun üzerine çocuk yine şatoya koştu. Kardeşinin yayını her zaman yukarıdaki silah odasına astığını anımsadı. Şatonun o ıssız bölümüne gelip de meşe ağacından ağır kapıyı güçlükle açarak içeriye girince, Cyprianus'un aynası mavimsi parıltısıyla Wolf'un yüzüne vurdu. Çerçevenin çelik fasetaları, akşam güneşinin ışıklarıyla parlıyordu. Çocuk bunu daha hiç görmemişti; eskiden kardeşiyle birlikte buraya gelmiş olsa bile, bu sanat yapıtı hep ağır tabut örtüsüyle örtülüydü. Şimdi aynanın önünde duruyor, bu parlaklık içinde kendi hayalini şaşkınlıkla seyrediyordu; silahı büsbütün unutmuş gibiydi. Aynada, kendisinden başka, bütün bilincini alan bir şey daha olmalıydı; çünkü aynanın içine mümkün olduğu kadar yakından bakabilmek için yere diz çöküp alnını cama dayadı.
Ama birdenbire iki elini yüreğine bastırdı. Sonra acı bir çığlık kopararak yerinden fırladı. “İmdat, imdat!” diye bağırdı. Bir kez daha acı acı, yüksek sesle “İmdat!” dedi. Aşağıdaki balkondan annesi bunu işitmişti; ölüm korkusu içinde geçenekten geçeneğe, bir kapıdan bir kapıya koşuyor, “Wolf! Neredesin Wolf? Yanıt versene, Wolf!” diye bağırıyordu. Sonunda aradığı kapıya geldi. Çocuğu, ölüm çırpınmaları içinde yerde kıvranarak yatıyordu.
Kadın, onun üzerine atıldı. “Wolf! Wolf! Ne oldu?” diye haykırıyordu.
Çocuk, sararmış dudaklarını kıpırdattı “Beni yüreğimden vurdular” diye kekeledi.
Annesi, fısıltıyla: “Kim, kim yaptı bunu?” diyordu; “Wolf, tek bir sözcük daha söyle; bunu kim yaptı?”
«   01   ...    30   31   32   33   34   35   36   37   38   39   40   41   42   43   44   »