Ana Sayfa » Yolculamak » Knulp : 08


KNULP

HERMANN HESSE

DÜNYA KLASİKLERİ DİZİSİ: 71


Sonunda kızcağız içini çekerek bir file içine sokulmuş ağır örgülü başını kaldırdı, düşünceli ve kederli, boşluğa baktı, sonra ayakkabısının bağlarını çözmek için iyice eğildi.
Knulp oradan ayrılmayı hiç istemiyordu ama zavallı çocuğu soyunurken seyretmek de büyük bir haksızlık, hatta acımasızlık olacaktı. Ona seslenmeyi, kendisiyle biraz gevezelik etmeyi ve şakalaşarak yatağa biraz daha neşeli yatmasını sağlamayı çok istiyordu; ancak seslenirse korkacağından, hemen ışığı söndüreceğinden çekiniyordu.
Bunun yerine, bir sürü küçük hünerinden birini göstermeye karar verdi. Çok uzaklardan geliyormuş gibi ince ve içli bir ıslık çalmaya başladı. Islıkla “serin bir yerde bir değirmen tekerleği dönüyordu” şarkısını tutturmuştu. Öyle hoş, öyle güzel çalıyordu ki, kızcağız uzun zaman ne olduğunu pek anlamadan dinledi. Ancak üçüncü dizede doğruldu, kalktı ve kulak vererek penceresine geldi.
Başını dışarı uzattı, dinledi. Knulp da bu arada ıslık çalmayı sürdürüyordu. Kız başını ezginin temposuna göre birkaç kez salladı, sonra birdenbire gözlerini yukarı kaldırdı ve müziğin nereden geldiğini anladı.
“Biri mi var orada?” diye çok alçak sesle yavaş sordu.
“Bir derici çırağı” diye aynı biçimde yavaşça yanıt geldi.
“Bayanı uykusunda rahatsız etmek istemezdim ama azıcık yurt özlemim depreşti de ıslıkla bir şarkı çalmak istedim. Fakat neşeli şarkılar da bilirim. Sen de buraların yabancısı mısın kızcağızım?”
“Ben Karaormanlıyım.”
“Ya, demek Karaormanlısın! Ben de oralıyım. Demek kentdaşız. Laechstetten hoşuna gidiyor mu? Benim hiç gitmiyor.”
“Bir şey söyleyemem. Geleli daha bir hafta oldu. Ama benim de pek öyle hoşuma gitmiyor. Siz çoktandır burada mısınız?”
“Yok, üç gündür. Ama kentdaşlar birbirlerine sen derler, değil mi?”
“Yok, olmaz. Birbirimizi hiç tanımıyoruz ki.”
“Tanımıyoruz ama tanırız. Dağ dağa kavuşmaz, insan insana kavuşur. Peki, Karaorman'ın neresindensiniz, bayan?”
“Siz orayı bilmezsiniz.”
“Belli olmaz. Yoksa bir giz mi?”
“Achthausen. Küçük bir kasabacık.”
“Ama güzel yer, değil mi? İlk önce köşede küçük bir kilise var, bir de değirmen, bıçkıevi. Orada bir de kocaman, sarı Saint Bernhard köpeği var, doğru değil mi?”
“Aman Tanrım! Bello!”
Onun yurdunu gerçekten tanıdığını, gerçekten orada bulunduğunu görünce güvensizliğinin, çekingenliğinin büyük bir bölümü kaybolmuş, tümüyle canlanmıştı. Hemen ivedi “Andreas Flick'i de tanır mısınız?” diye sordu.
“Hayır, oradan kimseyi tanımam, ama babanız olacak, değil mi?”
“Evet.”
“Demek öyle. Demek siz Fräulein Flick'siniz. Küçük adınızı da bilseydim, Achthausen'a yine uğrarsam size bir kart yazardım.”
“Buradan gitmek mi istiyorsunuz?”
“Hayır istemiyorum, ama sizin adınızı öğrenmek istiyorum, Fräulein Flick.”
“Yok canım, ben de sizinkini bilmiyorum ki.”
“Çok üzüldüm; ama elbette bu durum değişir. Benim adım Karl Eberhard'dır. Eğer birbirimize bir kez gündüz rastlarsak, siz beni nasıl çağıracağınızı biliyorsunuz, ama ben size ne diyeceğim?”
“Barbara.”
“Ha şöyle. Teşekkür ederim. Ama adınızın söylenmesi güç. Evinizde sizi kesin Baerbele diye çağırırlardı.”
“Öyle de derlerdi. Mademki her şeyi biliyorsunuz, neden o kadar çok soruyorsunuz? Ama artık keselim. Allah rahatlık versin, derici.”
“Allah rahatlık versin, Fräulein Baerbele. İyi uykular. Şimdi sizin için bir daha ıslık çalacağım. Kaçmayın, parayla değil.”
«   01   02   03   04   05   06   07   08   09   10   11   12   13   14   15   16   17   18   ...    37   »