Ana Sayfa » Yolculamak » Knulp : 28


KNULP

HERMANN HESSE

DÜNYA KLASİKLERİ DİZİSİ: 71


Hâlâ çekingen bir sesle “Yok” dedi, “galiba gerekir. Çünkü ben bunu daha bir tek kişiye anlatmış değilim. Şimdi de artık bunu bir başkasının da bilmesi iyi olur sanırım. Aslında bu yalnızca bir çocuk öyküsüydü; ama benim için önemi büyük olmuştu, beni yıllarca uğraştırdı. Senin tam da şimdi bana bunu sormuş olman çok garip!”
“Neden?
“Son zamanlarda bunu ben de çok düşünmüştüm de. Hatta işte bunun için yeniden Gerbersau yollarına düşmüştüm.”
“Ya! anlat öyleyse.”
“Biliyor musun Machold, biz o zamanlar çok iyi arkadaştık, hiç olmazsa üçüncü, dördüncü sınıfa kadar. Sonra az buluşur olduk. Sen bazen bizim evin önünde boş yere ıslık çalar dururdun.”
“Hey Tanrım, öyle ya, doğru! Yirmi yıldan fazladır bunu hiç anımsamamıştım. Yahu nasıl bir belleğin var senin! Ee, sonra?”
“Sana şimdi nasıl olduğunu anlatabilirim. Bu işte suç kızların. Ben onlara karşı çok erken merak duymaya başlamıştım. Sen daha çocukları leyleklerin getirdiğine, onların pınar başlarında bulunduğuna inandığın sıralarda ben oğlan çocuklarının da, kız çocuklarının da nasıl doğduklarını oldukça iyi biliyordum. O zamanlar benim için en önemli şey buydu. Bu yüzden de sizlerin Kızılderili oyunlarınızla pek fazla ilgilenemiyordum.”
“O zamanlar on iki yaşındaydın, değil mi?”
“Aşağı yukarı on üç. Ben senden bir yaş büyüğüm. Bir gün hastalanmış yatakta yatıyordum. Bir kuzinimiz konuk gelmişti. Benden üç dört yaş daha büyüktü. İşte o benimle oynaşmaya başladı. İyileşip ayağa kalktığım zaman, gece vakti odasına gittim. Bir kadının ne biçim bir şey olduğunu işte orada öğrendim. Öyle korkmuştum ki, oradan kaçıp gitmiştim. O kuzinimle de artık bir sözcük konuşmak istemiyordum. Bana üzüntü vermişti. Ondan korkuyordum, ama olup bitenler bir kez kafamda yer etmişti. Ondan sonra bir zaman yalnızca kızların peşinden koştum. Derici Haasislerde benim yaşımda iki kız vardı. Komşulardan başka kızlar da oraya gelirlerdi. Karanlık çatı aralarında birlikte oynardık ve daima kıkır kıkır güler, gıdıklanır, gizli işlerimiz olurdu. Bu toplulukta ben çok zaman tek oğlandım. Bazen kızlardan birinin saçını örerdim, bir başkası bana bir öpücük verirdi. Daha hepimiz çocuktuk ve pek bir şeylerden haberimiz yoktu; ama bütün bunlar âşıkane şeylerdi. Yıkanırlarken de çalılıklar arasına saklanır, onları seyrederdim… Günün birinde yeni birisi geldi; dış mahallelerin birinden gelmişti. Babası bir dokuma fabrikasında işçiydi. Kızın adı Franziska'ydı. Ondan daha ilk görüşümde hoşlanmıştım.”
Doktor onun sözünü kesti: “Babasının adı neydi, belki ben de tanırım.”
“Kusura bakma, onu sana söylemeyeyim daha iyi, Machold. Bu öyküyle bir ilgisi yok, kimsenin de bilmesini istemem. - Şimdi öyküye gelelim! Benden daha büyük ve daha güçlüydü. Zaman zaman şurada burada birbirimizle el şakaları yapar, didişirdik. Beni kendine çekip acıtıncaya kadar sıktığı zaman sarhoş gibi olurdum, başım dönerdi. Ona âşık olmuştum. Benden iki yaş büyük olduğunu ve bir yavuklu edinmek isteğinde bulunduğunu söylediği için, biricik isteğim bu yavuklunun benim olmamdı. Bir kez yalnız başına debbağhanenin bahçesinde ırmağın kıyısına oturmuş, ayaklarını suya sarkıtmıştı. Yıkanmıştı. Üstünde yalnızca bir gömlek vardı. Gittim, yanına oturdum. Bana birdenbire bir cesaret geldi, kendisine onun yavuklusu olmak istediğimi, kesinlikle onun yavuklusu olmam gerektiğini söyledim; ama o bana kahverengi gözleriyle acıyarak bakıp: 'Ama sen daha küçücük bir oğlansın, kısa pantolon giyiyorsun, sen yavuklunun ve âşık olmanın ne olduğunu nereden bileceksin?' dedi. 'Yok' dedim, her şeyi bildiğimi, benim sevgilim olmak istemezse onu da, kendimi de suya atacağımı söyledim. Bunun üzerine bana dikkatle ve bir kadın bakışıyla baktı, sonra: 'Görelim, bakalım' dedi, 'öpmeyi becerebiliyor musun?' 'Evet' dedim ve ivedi dudaklarından öptüm. Oldubitti sanmıştım ama o kafamı yakaladı, sımsıkı tuttu ve beni tıpkı bir kadın gibi dosdoğru öyle bir öptü ki, kendimden geçtim. Sonra derin sesiyle güldü: 'Sen benim işime gelirdin, oğlan' dedi, 'ama olmaz, benim Latince Okulu'na giden yavukluya gereksinmem yok. Oradan doğru dürüst adam çıkmaz. Benim yavuklum tam bir erkek olmalı; esnaftan biri ya da bir işçi, bir okumuş değil. Görüyorsun ya, yapacak bir şey yok.' Ama beni kucağına çekti. Kucağının sıcaklığı da, kollarının arasında durmak da öyle güzel, öyle zevkliydi ki, ondan ayrılmayı hiç düşünemiyordum. Sonunda Franziska'ya bir daha Latince Okulu'na gitmeyeceğime ve bir esnaf olacağıma söz verdim. Yalnızca güldü; ama ben bırakmadım. Sonunda beni yeniden öptü.
«   01   ...    18   19   20   21   22   23   24   25   26   27   28   29   30   31   32   33   34   35   36   37   »