Ana Sayfa » Yolculamak » Knulp : 35


KNULP

HERMANN HESSE

DÜNYA KLASİKLERİ DİZİSİ: 71


“Kötü değil, yakındığım yok. Ye sen ne âlemdesin? Eskiden dağa kolayca tırmanırdın, değil mi? Çok kötü soluyorsun Knulp. Yurdunu bir daha mı görmek istedin?”
“Evet Schaible. Bu artık sonuncu olacak.”
“Neden?”
“Çünkü ciğerlerim çok kötü. Buna karşı bir şey biliyor musun?”
“Evinde kalsaydın ya dostum, doğru dürüst çalışsaydın, karın çocukların olsaydı, her akşam yatağında yatsaydın belki de başka türlü olurdun. Neyse, bunun için ne düşündüğümü eskiden de bilirsin. Ama artık yapacak bir şey yok. Gerçekten o kadar kötü müsün?”
“Ah, bilmiyorum, ya da pekâlâ biliyorum. Her gün biraz daha tepetakla gidiyor ve her gün biraz daha kötüleşiyorum. Biliyor musun, böyle olunca, yapayalnız, kendi kendine olmak, kimseye yük olmamak bir yandan da çok iyi.”
“Görüşe bağlı, senin bileceğin bir şey; ama ben çok üzüldüm.”
“Üzülmene gerek yok. Günün birinde nasıl olsa öleceğiz. Sıra taş kırıcıya da gelecek. Ya, eski dost, şimdi ikimiz şurada oturuyoruz, fazla düşlere kapılamayız. Sen de bir zamanlar kafanda başka düşler kurmuştun. O zamanlar Demiryolları'na girmek istiyordun, değil mi?”
“Ah, bunlar eski öyküler.”
“Çocukların sağlığı yerinde mi?”
“Aklım fikrim onlarda, Jakob artık para bile kazanıyor.”
“Öyle mi? Zaman nasıl da geçiyor. Artık kalkıp biraz yol alayım.”
“O kadar aceleye ne gerek var, insan birbirini bu kadar uzun zaman görmemişse? Söylesene Knulp, sana biraz yardım edebilir miyim? Yanımda fazla yok galiba ama yarım mark kadar olacak.”
“Onu kendine sakla ihtiyar, yok, teşekkür ederim.”
Bir şeyler daha söylemek istedi; ama yüreğinde bir fenalık duyumsadı. Sustu. Taşkırıcı ona meyve suyu şişesinden biraz içirdi. İkisi de bir zaman kente doğru baktılar. Değirmen kanalının üstündeki güneş ışığı ayna gibi yukarı vuruyordu. Taş köprüden yavaş yavaş bir yük arabası geçiyor, Aşağı Bent'te beyaz bir kaz sürüsü tasasız yüzüyordu.
“Artık dinlendim, yola koyulayım” diye yeniden başladı Knulp. Taş kırıcı düşünceli görünüyordu, başını salladı.
“Dinle…” dedi ağır ağır, “sen böyle zavallı bir sürtükten çok daha fazla bir şey olabilirdin. Sana çok yazık oldu. Biliyor musun Knulp, ben papaz değilim ama İncil'in yazdıklarına inanırım. Sen de bunu düşünmelisin. Kendin için hesap vermek zorunda kalacaksın. Bu pek de kolay olmayacak. Başkalarından daha iyi yeteneklerin vardı, öyle olduğu halde hiçbir şey olamadın. Bunları söylüyorum diye bana kızma.”
Knulp gülümsedi ve gözlerinde eskisi gibi, zararsız, çapkınca bir ışık parladı. Arkadaşının koluna dostça vurup kalktı.
“Elbet göreceğiz, Schaible. Sevgili Tanrı belki de bana hiçbir zaman, neden bir yargıç olmadın diye sormaz da, yalnızca: Geldin mi ey koca çocuk? der ve bana orada, yukarda kolay bir iş verir, çocuk bakıcılığı filan gibi.”
Andreas Schaible mavi beyaz kareli gömleğinin altından omuzlarını silkti.
“Seninle de ciddi konuşulmaz ki. Sana göre Knulp, yanına varınca Ulu Tanrı'nın şaka etmekten başka bir şey aklına gelmeyecek.”
“Yok canım. Ama böyle de olabilir, değil mi?”
“Böyle konuşma!”
Birbirlerine ellerini uzattılar. Bu arada taş kırıcı gizlice pantolonunun cebinden çıkardığı bir ufak parayı onun eline sıkıştırdı. Knulp kabul etti. Adamın bundan duyacağı hazzı bozmamak için bir şey demedi.
Yurdunun eski vadisine doğru bir kez daha baktı, Andreas Schaible'ye bir daha selam verdi, sonra öksürmeye başladı, adımlarını sıklaştırdı, biraz sonra da ormanın üst köşesinde gözden yitti.
On beş gün geçmişti. Sisli günlerin ardından gelen güneşli günlerden, geç açmış çançiçeklerinden, serin havalarda olgunlaşmış böğürtlenlerden sonra kış birdenbire bastırmıştı.
«   01   ...    25   26   27   28   29   30   31   32   33   34   35   36   37   »