Ana Sayfa » Cumhuriyet Gazetesi Salı Kitapları » Marie Grubbe - II : 34


MARIE GRUBBE - II

JENS PETER JACOBSEN

DÜNYA KLASİKLERİ DİZİSİ: 95


Ulrik Frederik rica eder gibi saygılı bir tavırla ona doğru yürüdü ve tatlı, serzenişli bir sesle: “Ah, Madam”, dedi, “eğer sizi varlığımla rahatsız edeceğimi bilseydim…”
“Yok, hayır ben şöyle, düşlemlerimi canlı tutmak için bazı şarkılar söylüyordum…”
Ulrik Frederik, “Bunlar güzel düşlemler miydi?” diye sordu ve şömineye doğru eğilerek ellerini ocağın önündeki siperin bakırdan yapılmış kırmızı, parlak topuzları üstünde ısıttı.
Marie: “Gençlik düşlemleri” diye yanıt vererek parmaklarını lavtanın telleri üstünde gezdirdi.
Ulrik Frederik: “Evet, insan kendini hangi yaşta duyumsarsa o yaştadır” dedi ve gülümseyerek Marie'ye baktı.
Marie bir an sustuktan sonra, birdenbire “İnsan çok genç olabilir ama yıllanmış eski günleri de düşleyebilir” dedi.
“Burası ne güzel, mis gibi kokuyor… Ama Madam, izninizle sormak istiyorum, sizin bu eski düşlemlerinizde ben kulları da bir rol oynuyor muyum?”
“Ah, hayır!”
“Oysa bir zamanlar…
“O da bütün geçen zamanlar içinde bir zamandı.”
“Evet Madam, bütün bu geçen zamanlar içinde öyle güzelleri de olmuştu ki, ben o zamanlar sizin için çok, çok değerliydim. Anımsar mısınız, evlenmemizden yaklaşık bir hafta kadar sonra, bir akşam saatiydi. Hava fırtınalıydı, kar yağıyordu…”
“Tıpkı şimdiki gibi.”
“Siz şöminenin önünde oturmuştunuz.”
“Tıpkı şimdiki gibi.”
“Evet, ben dizinize yatmıştım, siz de o sevgili ellerinizle saçlarımı okşuyordunuz.”
“Evet, o zamanlar siz beni seviyordunuz.”
“Ah, tıpkı şimdiki gibi… Siz… siz de yüzünüzü bana doğru eğmiş, ağlıyordunuz. Yanaklarınızın üzerine yaşlar dökülüyor, yüzümü öpüyor ve bana, yüreğinizin derinliğinde benim için Tanrı'ya dua ediyormuş gibi, tatlılıkla, heyecanla bakıyordunuz. Anımsıyor musunuz, sonra boynumu ısırmıştınız?”
“Evet, doğru… Tanrım, o zaman sizi ne kadar seviyordum, sayın kocam! Merdivenlerden mahmuzlarınızın sesini duyunca, kulaklarım uğuldamaya başlar, tepeden tırnağa kadar titrer, ellerim buz gibi olurdu. Sonra içeri girip de beni kollarınıza aldığınız zaman…”
“Acıyın, Madam!”
“Ah… Ama bunlar çoktan sönmüş bir aşkın ölü anılarından ibaret.”
“Ah, sönmüş mü diyorsunuz Madam? Bu aşk şimdi eskisinden daha güçlü yanıyor.”
“Hayır, o benim gözümde artık geçmiş, sayısız günlerin soğuk külleriyle örtülüdür.”
“Fakat bu küllerin içinden bir Anka kuşu gibi eskisinden daha ateşli, daha güzel olarak uçup yükselebilir… Söyleyin, olamaz mı bu?”
“Hayır, aşk nazlı bir çiçeğe benzer, eğer bir gece onu don vurur, yüreğine soğuk değerse, dalları ve kökleriyle birlikte ölür.”
“Hayır, aşk Jericho (6) gülü denen bitkiye benzer; kuraklık olursa kurur, içine büzülür. Ama arkasından bol çiçekleriyle tatlı, sevimli bir gece gelince, yeniden bütün yapraklarını açar, eskisi gibi yeniden yeşerir, tazelenir.”
“Olabilir, bu dünyada türlü türlü aşk vardır.”
“Onun da türlüsü var, doğru… bizim aşkımız da böyle bir aşktı.”
“Sizin aşkınızın da böyle olduğunu bana şimdi söylüyorsunuz. Ama benimki asla, hiçbir zaman böyle bir aşk değildi.”
“Öyleyse siz hiçbir zaman sevmediniz.”
“Sevmedim mi? Öyleyse benim nasıl sevmiş olduğumu size anlatayım… Frederigborg'daydık…”
“Ah Madam, hiç acımıyorsunuz!”
“Hayır, hayır, onu söylemek istemiyorum… Evet Frederigborg'daydık. Ah, benim orada neler çektiğim hakkında siz pek az şey biliyorsunuz. Bana karşı olan aşkınız eskisi gibiydi. Hasta çocuğuna bakan, onun üstüne titreyen bir anne gibi korkuyla ürpere ürpere, aşkınızın üstüne titriyordum. Sonra soğuk bakışlarınızdan bu aşkın solmaya başladığını, öpüşlerinizden nabzının zayıfladığını görünce acıdan ölecek duruma gelmiştim.
«   01   ...    24   25   26   27   28   29   30   31   32   33   34   35   36   37   38   39   »