Ana Sayfa » Yolculamak » Öyküler - I : 04


ÖYKÜLER - I

OSCAR WILDE

DÜNYA KLASİKLERİ DİZİSİ: 57


Kırlangıç, “Beni Mısır'da bekliyorlar” diye yanıt verdi, “Yarın arkadaşlarım ikinci çağlayana kadar uçacaklar. Orada hasır otlarının arasında bir su aygırı yatar. Koca granit bir taht üstünde Tanrı Memnon oturur. Bütün gece yıldızlara bakar, sabah yıldızı belirince bir sevinç çığlığı atar, sonra da susar. Öğleyin sarı sarı aslanlar su içmeye ırmak kıyısına gelirler. Yemyeşil zebercetler gibi gözleri vardır. Gürlemeleri çağlayanın gürlemesini bastırır.
Prens, “Kırlangıç, Kırlangıç, küçük Kırlangıç” dedi, “Uzakta, kentin ta öbür başında, çatı arasında bir genç görüyorum. Üzeri kâğıtlarla örtülü bir masaya abanmış, yanında bardak içinde bir demet solgun menekşe var. Saçları kestane renginde kıvırcık, dudakları lâl gibi kıpkırmızı; iri, hülyalı gözleri var. Tiyatronun yönetmeni için bir oyun bitirmeye uğraşıyor. Ocakta ateş yok. Açlıktan da gücü kesilmiş.”
Tertemiz yürekli kırlangıç, “Bir gece daha beklerim. Bir yakut da ona mı götüreyim?” dedi.
Prens, “Ne yazık ki artık yakutum yok. Varım yoğum gözlerim. Gözlerim bin yıl önce Hindistan'dan getirilmiş bulunmaz gök yakuttandır. Birini çıkarıp ona götür. Kuyumcuya satıp yiyecek bir şeyle ocakta yakacak odun alır ve oyununu bitirir.”
Kırlangıç, “Prensçiğim, bunu yapamam,” diye ağlamaya başladı.
Prens, “Kırlangıç, Kırlangıç, küçük Kırlangıç; nasıl buyuruyorsam öyle yap” dedi.
Kırlangıç Prens'in gözünü alıp Öğrenci'nin tavan arasına doğru uçtu. Damda bir delik olduğu için içeri girmesi pek kolaydı. Oradan içeri dalıp odaya girdi. Genç elleriyle yüzünü kapamıştı; kuşun kanat çırpmalarını duymadı. Başını kaldırınca güzel gök yakutu solgun menekşelerin üzerinde buldu.
Genç, “Artık beğenilmeye başladım” diye haykırdı, “Beni çok beğenen birindendir bu. Şimdi oyunumu bitirebilirim.” Artık pek mutluydu.
Kırlangıç, ertesi gün limana indi. Büyük bir geminin sereni üstünde oturup gemicilerin koca koca sandıkları iplerle ambarlardan çıkarmalarını seyretti. Her sandık çıktıkça, “Yıssa, molaaa,” diye haykırıyorlardı. Kırlangıç, “Mısır'a gidiyorum,” diye bağırdı, ama kimse aldırmadı, o da ay doğunca Mutlu Prensinin yanına döndü:
“Sizinle esenleşmeye geldim” diye seslendi.
Prens, “Kırlangıç, Kırlangıç, küçük Kırlangıç, bir gececik daha kalmaz mısın?” dedi.
Kırlangıç, “Kış geldi, kavurucu kar da nerdeyse gelir. Mısır'da yemyeşil hurma ağaçlarının üzerinde güneş sıcaktır. Timsahlar da çamurlarda yan gelip tembel tembel bakınırlar. Arkadaşlarım şimdi Baalbek Tapınağı'nda yuva yapıyorlar. Pembeli beyazlı kumrular onları seyrede seyrede birbirlerine karşı dem çekiyorlar. Prensçiğim, sevgili Prens, sizden ayrılmalıyım, ama sizi hiç unutmayacağım, önümüzdeki İlkyaz'a verdiklerinizin yerine iki güzel mücevher getiririm; al yakut, al güllerden daha kırmızı; gök yakut da, engin deniz gibi mavi olacak.”
Mutlu Prens, “Aşağıki alanda…” dedi, ”… küçük bir kibritçi kız var. Kibritlerini su yoluna düşürdü, hepsi bozuldu. Eve para götürmezse babası dövecek. Kızcağız ağlıyor. Ne ayakkabısı var, ne çorabı, başcağızı da açık. Öbür gözümü çıkar, ona ver de babası dövmesin.“
Kırlangıç, “Yanınızda bir gece daha kalırım,” dedi, “Ama gözünüzü çıkaramam. Sonra büsbütün kör olursunuz.”
Prens, “Kırlangıç, Kırlangıç, küçük Kırlangıç, buyruğumu yap” dedi.
Kırlangıç, Prens'in öbür gözünü de alıp aşağı doğru fırladı. Kibritçi kızın yanından süzülüp mücevheri avucunun içine bırakıverdi. Kız, “Ah, ne güzel cam parçası!” diye gülerek koşa koşa eve gitti.
«   01   02   03   04   05   06   07   08   09   10   11   12   13   14   ...    32   »