Ana Sayfa » Yolculamak » Öyküler - I : 06


ÖYKÜLER - I

OSCAR WILDE

DÜNYA KLASİKLERİ DİZİSİ: 57


Her zaman Belediye Başkanı'nın söylediklerine uygun söz söyleyen meclis üyesi de, “Sahi, ne kılığa girmiş?” diye haykırdı; ikisi de, bakmak için yontunun altlığına çıktılar.
Başkan, “Kılıcının yakutu düşmüş, gözleri gitmiş, artık altınlığı da kalmamış; dilenciden biraz iyi durumda…” dedi.
Üyeler de, “Ya, dilenciden biraz iyi durumda” dediler.
Başkan, “İşte ayaklarının dibinde de bir kuş ölüsü!” diye sürdürdü konuşmasını, “Doğrusu kuşların burada ölmesine izin verilemeyeceği konusunda bir buyruk çıkarmalıyız.” Belediye yazmanı bu düşünceyi hemen yazdı.
Bunun üzerine Mutlu Prens'in yontusunu yıktılar. Üniversitede sanat profesörü, “Artık güzel olmadığına göre, yararlı da değildir,” dedi.
Sonra yontuyu fırında erittiler. Başkan, madenle ne yapmak gerektiğine bir karar vermek üzere meclisi topladı; “Elbette başka bir yontu yaptırmalıyız,” dedi, “Bu da ancak benim kendi yontum olabilir.”
Meclis üyelerinin her biri, “Benim yontum, benim yontum!” diye kavgaya tutuştu. Son işittiğim zaman hâlâ kavga ediyorlardı.
Döküm yerindeki işçilerin başı, “Ne tuhaf şey! Bu kurşun yürek bir türlü fırında erimiyor; bari bir yana atalım,” dedi ve içinde ölü kuşun da bulunduğu bir toz yığınının üstüne attılar.
Tanrı meleklerinden birine, “Bana kentteki en iyi iki şeyi bulup getirin,” dedi; melek de kurşun yürekle ölü kuşu götürdü.
Tanrı, “Doğru seçmişsiniz,” dedi, “Çünkü cennetimin bahçesinde bu küçük kuş sonsuza dek ötecek ve Altın Ülkemde Mutlu Prens beni kutsayacak.”
BÜLBÜL - GÜL
Genç Öğrenci, “Al bir gül görürsem, benimle dans edeceğini söyledi. Ama bütün bahçemde bir tek bile al gül yok,” diye ağlıyordu.
Bülbül, Karameşe'nin içindeki yuvasından bunu duydu, yaprakların arasından bakıp merak etti.
Genç, ağlayarak, “Bütün bahçemde bir tanecik al gül yok!” diyordu; gözleri yaşla doluydu; “Ah şu mutluluk ne hiçten şeylere bağlı! Bütün akıllı insanların yazdıklarını okudum, felsefenin bütün gizlerine erdim de gene al bir gülün yokluğu yaşamımı altüst ediyor.”
Bülbül, “İşte sonunda gerçek âşığı buldum,” dedi, “Hiç tanımadığım halde gecelerce onun için şakıdım, gecelerce onun destanını yıldızlara okudum, şimdi kendisini görüyorum. Saçları sümbül gibi koyu; dudakları yüreğinin titrediği gül gibi al. Ama tutku, yüzünü fildişi gibi soldurmuş, üzüntü alnına damgasını vurmuş.
Genç Öğrenci, “Prens yarın gece balo veriyor,” diye söylendi, “Sevgilim de gidecek. Al bir gül götürebilirsem, gün ağarıncaya dek benimle dans edecek. Al bir gül götürebilsem onu kollarımın arasına alacağım, o başını omzuma dayayacak, elleri de avucumun içinde kalacak. Ama bahçemde hiç al gül yok; demek yapayalnız bir köşede oturacağım, o da yanımdan geçecek, bana hiç bakmayacak, gönlüm kırılacak.”
Bülbül, “İşte gerçek âşık bu,” dedi, “Benim şakıdıklarımın acısını o çekiyor; bana heves, ona yas. Aşk şaşılacak bir şey, kesinlikle! Zümrütlerden, yakutlardan daha değerli. İncilerle, lâllerle değişilemez, pazara da çıkarılamaz. Ne satıcılardan parayla alınabilir, ne de altın teraziyle tartılır…”
«   01   02   03   04   05   06   07   08   09   10   11   12   13   14   15   16   ...    32   »