Ana Sayfa » Yolculamak » Sadık & Safdil : 04


SADIK & SAFDİL

VOLTAIRE

DÜNYA KLASİKLERİ DİZİSİ: 44


“Mademki saray eğitimi görmüş bu soylu hanımın alçakça bir kaprisiyle karşılaştım, öyleyse bir halk kızıyla evleneyim.” dedi. Kentin en olgun ve iyi yetiştirilmiş kızı olan Azora'yı seçti. Onunla evlendi ve bir ay süreyle mutlu bir yaşam sürdüler. Fakat Sadık karısında biraz hafiflik sezer gibi oldu; Azora en akıllı ve erdemli gençlerin en iyi giyinenler olduğuna inanıyordu.

BURUN

Azora bir gün gezintiden eve öfkeyle döndü: Sadık ona “Sizi böyle kızdıran nedir, sevgili eşim?” diye sordu. Karısı “Benim tanık olduğum olayı siz de görseniz çok kızardınız” dedi, “Bir süre önce genç kocasını yitiren Hüsrev'e baş sağlığına gitmiştim. Bu kadın kocası için ırmak kıyısında bir mezar yaptırmıştı. Tanrılara yakarılarında, ırmak burada aktıkça kocasının mezarı başında olacağına söz veriyordu.” Sadık, “İşte kocasını gerçekten sevmiş olan saygıdeğer bir kadın!” deyince, Azora “İyi ama ben gittiğimde ne yapıyordu, biliyor musunuz?” dedi, “Irmağın yatağını değiştirmeye uğraşıyordu!” Azora genç dula verdi veriştirdi ama bu erdem ve namus gösterisi Sadık'ın pek hoşuna gitmedi.
Sadık'ın Kadir adında bir arkadaşı vardı; Azora bu arkadaşının ötekilerden daha dürüst ve akıllı olduğunu söylerdi. Sadık karısının bağlılığını denemek için bu arkadaşıyla bir plan yaptı ve ağzını sıkı tutması için ona büyük bir armağan verdi. Azora kent dışında bir arkadaşını iki günlük bir ziyaretten döndüğünde hizmetçiler, kocasının ansızın öldüğünü, ona bu acı haberi iletmeye cesaret edemediklerini ve Sadık'ı bahçedeki atalarının mezarının yanına gömdüklerini söylediler. Genç kadın ağladı, saçını başını yoldu, ölmek istediğini haykırdı. Akşam üzeri Kadir geldi ve onunla birlikte ağladı. Ertesi gün biraz daha ağladılar ve birlikte öğle yemeği yediler. Kadir ona, arkadaşının mirasının büyük bölümünü kendisine bıraktığını ve isterse bu serveti onunla paylaşmaktan mutlu olacağını söyledi. Genç kadın ağladı, öfkelendi, sonra yumuşadı. Akşam yemeği öğlenkinden daha uzun sürdü; konuşmaları daha içten oldu. Azora öleni övdü, ancak birçok eksiği olduğunu, Kadir'de bu eksiklerin olmadığını söyledi.
Yemek ortasında Kadir şiddetli bir karın ağrısına tutuldu; telaşa kapılan genç kadın tüm kokularını getirterek karın ağrısına iyi gelen birini denemek istedi. Büyük hekim Hermes'in Babil'de olmayışından yakınarak, Kadir'in ağrıyan yerine eliyle dokundu: “Çok canınız yanıyor mu?” diye sordu. Kadir ona “Bazen ölecekmişim gibi oluyor” dedi “Ama bana iyi gelen bir ilaç var: Yeni ölmüş bir adamın burnunu ağrıyan yerime sürmek.” “Ne tuhaf bir ilaç bu?” dedi Azora. “Arnou Efendi'nin inmelere karşı önerdiği keselerden (1) daha tuhaf değil.” dedi Kadir. Bu gerekçeye genç adamın akıllı oluşunu da ekleyen genç kadın kararını verdi: “Rahmetli kocam yarın Sırat köprüsünden geçerken, burnu biraz kısa olsa Azrail ona daha mı az yol verecektir?” diye düşündü. Azora bir bıçak alıp kocasının mezarına gitti; önce biraz ağladı sonra boylu boyunca yatan Sadık'ın burnunu kesmek için yaklaştı. Sadık doğruldu ve bir eliyle burnunu tutarken ötekiyle bıçağı aldı: “Hanım, Hüsrev kadını eleştirmeyin” dedi. “Burun kesmenin bir ırmağın yatağını değiştirmeden ne ayrımı vardır?”

KÖPEK VE AT

Sadık, Zind kitabında yazıldığı gibi, evliliğin ilk ayının balayı, ikincisinin de zehir ayı olduğunu anladı. Bir süre sonra, birlikte yaşamak zorlaşınca, Azora'yı boşadı ve mutluluğu doğayı incelemekte aradı. “Tanrı''nın gözümüzün önünde açtığı bu büyük kitabı okuyan bir filozof kim bilir ne kadar mutludur” diyordu. “Bulduğu gerçekler onun olur; ruhunu besler ve yüceltir; erinçle yaşar; insanlardan korkmaz; sevgili eşi burnunu kesmeye gelmez.”
Bu düşüncelerle dolu olarak, Fırat kıyısında bir kır evine çekildi. Orada, köprü kemerleri altından bir saniyede ne kadar su aktığını incelemedi ya da fare ayında yağan yağmurun koyun ayındakinden ne kadar fazla olduğunu merak etmedi. Örümcek ağlarından ipek, kırık şişelerden porselen yapmayı denemedi; fakat özellikle hayvan ve bitkileri inceledi. Kısa zamanda o kadar şey öğrendi ki öteki insanların bakıp da göremediği yerde binlerce ayrıntı görebiliyordu.
Bir gün korulukta gezerken, melikenin harem ağasının telaşla ve peşinde birçok görevliyle koşuştuğunu gördü. Hepsi de en değerli şeyini yitirmiş gibi oraya buraya koşuyorlardı. Haremağası Sadık'a sordu: “Delikanlı, melikenin köpeğini gördün mü?” Sadık usulca yanıtladı: “Bu, dişi bir köpekti, değil mi?”
«   01   02   03   04   05   06   07   08   09   10   11   12   13   14   ...    50   »