Ana Sayfa » Yolculamak » Yol Arkadaşım (Öyküler) : 11


YOL ARKADAŞIM (Öyküler)

MAKSİM GORKİ

DÜNYA KLASİKLERİ DİZİSİ: 83


“- Dur Danilo! Kızgın katıra çelik gem gerek! Kızını bana karılığa ver!”
Danilo:
“- Amma da laf!” diye gülümsedi. “Alabilirsen al, senin olsun!”
Loyko:
“- Pekâlâ!” dedi ve Radda'ya şunları söyledi:
“- Bana bak kız, o kadar böbürlenme! Senin gibi çok kız gördüm ben, hey anam, çok kız gördüm! Fakat hiçbiri senin kadar sarsmadı yüreğimi. Eh, Radda, ruhumu tutsak ettin! Ne yapalım? Başa gelen çekilir! Üstüne binip kendinden kaçabileceğin bir at yok!… Tanrı'nın, kendi vicdanımın, babanın ve bütün burada bulunanların önünde, bana varmanı istiyorum. Fakat, sakın bana gem vurmaya kalkışma. Ben özgür bir adamım, gönlümün dilediği gibi yaşamak isterim!”
Sonra dişleri sıkılmış, gözleri çakmak çakmak, Radda'ya doğru yürüdü. Elini kıza uzattı. Eh, bozkır atı Radda'ya da gem vuruldu diye düşünüyorduk ki, delikanlının, kolları havada sallanarak küt diye ensesi üstüne yere yuvarlandığını görmemiz bir oldu!..
Bu ne iştir? Loyko'nun yüreğine bir kurşun değmişti sanki. Radda onun ayaklarına bir kamçı dolamış, sonra da kendine doğru çekmişti. Loyko'nun düşmesinin nedeni buydu.
Kız yeniden uzanmış, kımıldamadan, sessizce gülümsüyordu. Loyko yere oturmuş, sanki çatlayacağından korkuyormuşçasına, başını ellerinin arasına almış, sıkıştırıyordu. Sonra sessizce kalktı, kimsenin yüzüne bakmadan bozkırın içerlerine doğru yürüyüp gitti. Nur bana: “Onun peşinden git!” diye fısıldadı. Ben de gecenin karanlığında, Loyko'nun peşi sıra sessizce bozkıra süzüldüm. Evet, işte böyle oldu şahinim!
Makar çubuğundaki külleri silkti, yeniden tütün doldurmaya başladı. Ben kaputuma daha sıkı sarındım, yere uzanıp onun güneşten ve rüzgârdan kararmış yaşlı yüzüne bakmaya koyuldum. Başını sert, keskin bir hareketle sallayarak kendi kendine bir şeyler mırıldandı. Ağarmış bıyıkları kımıldadı, rüzgâr saçlarını savurdu. Üzerine yıldırım düşmüş yaşlı bir meşeyi andırıyordu. Fakat yine de güçlü, sağlam ve mağrurdu. Deniz, eskisi gibi kıyıyla fısıldaşıyor, rüzgâr yine onun hışırtısını bozkıra yayıyordu. Nonka şarkı söylemiyordu artık. Fakat gökyüzünde toplanan bulutlar, güz gecesini daha da karartmışlardı.
Loyko başını öne eğmiş, kollarını kamçı gibi sarkıtmış, ağır adımlarla yürüyordu. Dere kıyısına varınca bir taşın üzerine oturdu, derin bir ah çekti. Merhametten yüreğim parça parça oldu. Ama yine de yanına varamadım. Acı karşısında sözün ne değeri var? Öyle değil mi? Ya! Bir saat, iki saat, üç saat geçti. O kımıldamadan, öylece oturuyordu.
Ben de az ötede uzanmıştım. Aydınlık bir geceydi. Ay, bozkırı gümüş ışıklarına boğuyor, uzaklar kolayca görülüyordu.
Ansızın Radda'nın obadan bize doğru hızlı hızlı geldiğini gördüm.
İçim sevinçle doldu. “Yaşasın!” diye düşündüm. “Aslan kızdır şu Radda!”
Delikanlıya doğru yaklaştı. Loyko hâlâ bir şeyin farkında değildi. Elini onun omuzuna koydu. Loyko titredi, ellerini gevşeterek başını kaldırdı ve sıçramasıyla bıçağına davranması bir oldu. Vay! Baktım, boğazlayacak kızı! Hemen obaya seslenip Loyko'nun üzerine atılmak üzereydim ki, Radda'nın sesini işittim:
«   01   02   03   04   05   06   07   08   09   10   11   12   13   14   15   16   17   18   19   20   21   ...    68   »