Ana Sayfa » Yolculamak » Yol Arkadaşım (Öyküler) : 16


YOL ARKADAŞIM (Öyküler)

MAKSİM GORKİ

DÜNYA KLASİKLERİ DİZİSİ: 83


- Anladık… Uzun etme… Kalk da gidelim artık…
- Dur bakalım!… Orada ne olacak biliyor musun? Dosdoğru tuzla müdürünün karşısına çıkacak, son derece saygılı bir tavırla: “Sayın soyguncu, merhametli kan içici!” diyeceğiz. “Derilerimizi işkembenize sunmaya geldik! Altmış kapik karşılığında onları yirmi dört saat yüzmek lütfunda bulunmaz mısınız?” Eh… Belki o zaman işe alırlar bizi…
- İnceldiği yerden kopsun… Hadi, davran da gidelim… Akşam üstü dalyana uğrar, ağların ayıklanmasına yardım ederiz. Bakarsın akşam yemeğini çıkarırız böylece.
- Akşam yemeği ha? Bak bu olabilir! Balıkçılar yiğit insanlardır. Doyururlar bizi. İyi ya… gidelim öyleyse… Fakat elimize bir şey geçmeyeceğini de aklından çıkarma kardeşcik. Bu hafta işimiz hep ters gitti. Düzeleceği de yok…
Sırılsıklam bir halde kalktı; silkindi. İki un çuvalının birbirine eklenmesiyle yapılmış pantolonunun ceplerini araştırdı; bomboş çıkan ellerini yüzüne yaklaştırarak ağlamaklı bir sesle:
- Zırnık bile yok!.. dedi. Dört gündür arıyorum; hiçbir şey çıkmıyor! İşler pek kötü kardeşcik!..
Ara sıra laflaşarak kıyı boyunca yürümeye başladık. Ayaklarımız küçük deniz hayvanlarının kabuklarıyla kaplı yumuşak kumsala batıp çıkıyor, dalgalar uyumla hışırdıyordu. Denizin taşıyıp getirdiği ağdalaşmış denizanalarına; şişmiş, kararmış ağaç parçalarına ve küçük balıklara raslıyorduk kimi zaman… Serin, taze bir meltem denizden bozkıra doğru esiyor, kumları tozutarak uzaklaşıyordu.
Neşeli bir adam olan Yemelyan bugün sıkıntılıydı. Onu eğlendirmek için:
- Yemelyan, bir şeyler anlatsana! dedim.
- Anlatırdım anlatmasına ya, insanın midesi boş olunca dili de dönmüyor kardeş! Şu dünyada çeşit çeşit insana raslarsın; ama midesi olmayana raslayamazsın! İnsanın midesi doldu mu, ruhu da canlanır! Her şeyin başı midedir…
Sustu. Sonra:
- Eh, kardeşcik… diye sözlerini sürdürdü. Şimdi şu deniz bin ruble fırlatıverseydi bana! Hey anam be! Hemen bir meyhane açardım. Seni yanıma yamak alır, kendime de tezgâhın arkasında bir döşek serdirip bir şarap fıçısını hortumla ağzıma bağlatırdım. Canım biraz neşelenmek istedi miydi, “Hey Maksim!” diye bağırırdım, “Aç şu musluğu” Lık-lık-lık… İç babam içerdim… Oğlum Yemelyan, yutkun bakalım… Ne hoş olurdu be!.. Köylü milletine, o toprak sahiplerine de bilirdim yapacağımı… Soyup soğana çevirir, derilerini yüzer yüzer de içine saman teperdim!.. “Yemelyan Pavlıç! Veresiye bir kadehcik içsem!..” “Ha?.. Ne dedin?.. Veresiye mi?.. Veresiyemiz yok arkadaş!..” “Yemelyan Pavlıç!.. Acı bana!..” “Peki, önce biraz terle de bir düşüneyim; sonra bir kadehcik veririm belki…” Hah! Hah! Hah! Bilirdim o şeytanlara yapacağımı…
- Bu kadar merhametsiz olmanın sebebi ne? Görmüyor musun, köylü de aç!..
- Ne? Köylü de aç, öyle mi? Peki, ben aç değil miyim? Ha?.. Kardeşcik… Doğdum doğalı açım ben… Hem de hiçbir kanun maddesi söz etmez bundan… Ya!.. Köylü açmış… Niçin? Kıtlıktan mı? Kıtlık onun kendi kafasında!.. Tarladaki kıtlık sonra gelir, anladın mı?.. Niçin yabancı ülkelerde kıtlık olmuyor? Çünkü ordaki insanların kafası ense kaşımak değil, düşünmek için yaratılmış!.. Ya… Kardeşcik… Oradaki insanlar istediler mi bugünün yağmurunu yarına ertelerler. Güneş yakıcı olmaya başladı mı onu da bir bulutla
«   01   ...    06   07   08   09   10   11   12   13   14   15   16   17   18   19   20   21   22   23   24   25   26   ...    68   »