Ana Sayfa » Mesnevî-i Şerif Tercümesi » Mesnevi 1. Cilt : 150


MESNEVI 1. CILT

MEVLANA CELALEDDİN-İ RUMİ


B. 3338. Din Şeyhi. Sürûrî ve Semi, bundan maksat Sadreddin-i Konevî'dir demişlerdir. Sarih Anka-ravi, “ Tahsise delilleri yoktur. Pes anlar da olsa kabil veyahut kibardan bir ahar kimse de olsa kabil. Belki Şeyh-i Ekber olsa da bait değildir. Zira bu mazmun üzere anın kelâmı çoktur ve sarahaten bu ” El mâ'na hüvallah — Mâna Tanrı'dır“ bu iki kâmilin mütedavel kitaplarında yoktur” diyor. Mevlevilerin hemen hepsi, bu beyitteki “ Din Şeyhi” söziyle Muhyiddîn-i Arabi'nin kastedildiğini söylemişler, hattâ Veled Çelebi İzbudak “ Al Seyf-al Katı” adlı kitabında Muhyiddîn'in buna benzer bir sözünü bulup tevile kalkışmışsa da bu, apaçık hatadır. Çünkü, Mevlâna'nın hiçbir gazelinde ve Mesnevi'nin hiçbir yerinde Muhyiddîn-i Arabi'den bahis olmadığı gibi Şeyh-i Ekber de hiçbir eserinde Mevlâna'yı anmamıştır. Mevlâna'nın “ Dımışkıyım” redifli gazelini de, bilhassa:
Endeı Cebel-i Sâliha kâîst zi gevher
Zan gevher-i mâ garka-i derya-yı Dımışkıyım
yani “ Sâliha dağında bir inci madeni var. O inci yüzünden Dımışık denizine gark olmuşuzdur” beytinde Muhyiddin-i Cebel-i Sâliha'da metfun olması dolayısiyle Şeyh-i Ekber'in kastedildiğini sananlar vardır. Halbuki Mevlâna; Bu gazeli,
Şemseddîn-i Tebrizi'yi aramak üzere üçüncü defa olarak Şam'a girerken söylemiştir. Nitekim on üç beyitten ibaret olan bu gazelin on ikinci beytinde bunu
Ez Rûm betâzîm sevum bâr suy-i Şam Kez turra-i çün şâm-ı mutarrâ-yı Dımışkıyım
Yani “ Dımışk'ın gece gibi mutarra turreleri yüzünden, Rum ülkesinden Şam diyarına üçüncü defa olarak bir kere daha koşalım” beytiyle anlatmakta ve bu beyitten, sonraki son beyitte
Mahdum-i Şems-ül Hak-ı Tebriz ger ancâst Mevlâ-yı Dımışkıym çı mevla-yı Dımışkıym
Yani “ Eğer Tebriz'in Hak güneşi (Şemseddin) orada ise biz Dımışk'ın kölesiyiz, ama ne köle!” diye Şam'a ne yüzden gittiğini apaçık söylemektedir. (Hicrî 759 [1357-1358] de yazılmış ve asli nüsha ile karşılaştırılmış, düzeltilmiş nüsha, Konya Müzesi, No. 67, yaprak 228. Yine Konya Müzesi Kütüphanesindeki 68 - 69 numaralı divanın, ikinci cildinin 136 ncı yaprağı). Şu halde Celeb-i Sâliha'da olduğu duyulan İnci madeni, ancak Şems'tir. Apaçık anlaşılıyor ki Mevlâna, Şems'in oralarda bir handa, bir kervansarayda olduğunu duymuştur.
Esasen Mevlâna'nın Muhyiddîn-i Arabi'den bahsetmesi imkânsızdır. Çünkü Mevlâna ile Muhyiddîn'in meşrepleri tamamiyle birbirine aykırıdır. Mevlâna, aşk ve-cezbeyi sülûke esas olarak kabul ettiği halde Muhyiddin, bu yolda ilimle yürümüştür. Mevlâna felsefeye muarız, olduğu halde Muhyiddîn'in bilgisi felsefeyle meşbudur. Eflâkî, müntesiplerin bir gün “ Fütûhât-ı Mekkiyye” den bahsederek “ Acayip bir kitab, ne dediği anlaşılmadığı gibi söyliyenin de neden söylediği belli değil” dediklerini, bu sırada Zeki adlı bir Kavvâl, yani hanendenin gelip okumıya başladığını, Mevlana'nın “ Şimdi fütûhat-ı Zeki, Fütûhat-ı Mekkî'den daha yeğ” deyip semaa kalktığını, söyler (üçüncü fasıl). Görülüyor ki Mevlâna, Muhyiddin'in en mühim kitabına bile ehemmiyet vermemektedir. Şems de tamamiyle Mevlâna meşrebindedir. Mevlâna* Şemsten bahsederken “ Mevlâna Şemseddin, cin ve insan taifesini teshirde, Tanrı'nın mukaddes adlarındaki sırrı ve eşyanın esrarını bilmede Musa'nın Yed-i Beyzâsına malikti. Nefesi de şüphesiz, Mesih nefesiyle hemdemdi. Kimya ilminde eşi yoktu. Dâvet-i Kevakiple riyaziyat, ilahiyat, hikemiyat, nücum ve mantık ilimlerinde âfakta ve enfüste benzeri bulunmazdı. Fakat tanrı ile sohbet edince hepsini La ceridesine kaydedip külliyattan da mücerret oldu, mücerredat ve müfredattan da. Tecrit, tefrit ve tevhit âlemini ihtiyar etti” demektedir. (Dr. F. Uzluk nüshası, s. 291). Bu derece âlim
«   01   ...    40   41   42   43   44   45   46   47   48   49   50   51   52   53   54   55   56   57   58   59   60   ...    171   »