Ana Sayfa » Rus Edebiyatı Klasikleri » Babalar ve Oğullar : 110


BABALAR VE OĞULLAR

İVAN SERGEYEVİÇ TURGENYEV


Arina Vlasyevna da yatmadı, çalışma odasının kapısını aralık bırakarak ikide bir “Yevgeniy'nin nasıl soluk aldığını” dinlemek için geldi gitti, boyuna Vasiliy İvanyiç'in yüzüne baktı. Kocasının iki büklüm durumda olduğunu görebiliyordu ancak, ama bu bile onu biraz avutuyordu.
Bazarov sabah kalkmak istedi, ama başı döndü, burnu kanamaya başladı ve tekrar yattı. Vasiliy İvanyiç sessizce oğluna yardım ediyordu; Arina Vlasyevna içeri girdi, “nasıl” diye sordu. Adamcağız “Daha iyi” diye karşılık verdi ve yüzünü duvardan yana çevirdi. Sonra karısına iki eliyle işaret etti; kadın ağlamamak için dudağını ısırdı, odadan çıktı. Eve sanki birden bir karanlık çökmüştü; bütün yüzler uzamış, her şeyi garip bir sessizlik sarmıştı. Gür sesli bir horoz avludan alınıp köye götürüldü, hayvan bu biçim davranışa şaştı. Bazarov, yüzü duvara dönük, yatıyordu öyle. Vasiliy İvanyiç bir iki şey sormayı denedi, ama bu sorular sadece yoruyordu Bazarov'u ve adamcağız koltuğunda oturup kaldı hiç kımıldamadan. Yalnız arada bir parmaklarını çıtlatıyordu. Bir ara bahçeye çıktı kısa bir süre, anlatılamayacak bir şaşkınlığa uğramışçasına taş gibi durdu orada. Sonra yine geldi oğlunun odasına, karısının kaygılı sorularından kaçınmaya çalışarak. Sonunda kadın onu kolundan yakaladı, titreyerek, neredeyse onu suçlar gibi “Nesi var?” diye sordu kocasına. O zaman adam kendisini çekti ve gülümsemekle karşılık vermek istedi. Fakat gülümseme yerine, kendisini de korkutan bir kahkaha fırladı ağzından. Gün ışırken doktora adam yollamıştı. Darılmasın diye bunu oğluna söylemek gereğini de duymuştu.
Bazarov birden döndü divanın üzerinde, donuk bir bakışla baktı babasına, içecek bir şey istedi.
Vasiliy İvanyiç su verdi ona, bu arada oğlunun alnını yokladı. Ateş gibi yanıyordu. “Durumum kötü babacığım” dedi Bazarov, ağır, uykulu bir sesle. “Yakalandım hastalığa, birkaç güne kalmaz, gömeceksiniz beni.”
Vasiliy İvanyiç, sanki biri aşağıdan bacaklarına vurmuş gibi sallandı. “Yevgeniy” diye fısıldadı. “Neler söylüyorsun?.. Allah korusun! Üşütmüşsün.”
“Bırak şimdi” diye babasının sözünü kesti Bazarov gene o ağır, ilgisiz sesle. “Bir doktor böyle konuşmaz. Hastalığın bütün belirtileri var bende, bunu sen de biliyorsun.” “Nerde o belirtiler, hangi hastalığın, Yevgeniy? Rica ederim.”
Bazarov geceliğinin yenini sıyırarak kolundaki uğursuz kırmızı lekeleri gösterdi babasına. “Peki bu ne?”
Vasiliy İvanyiç titredi ve korkudan buz gibi oldu.
“Diyelim ki” dedi sonunda, “Diyelim ki… bu… bu bir hastalık.”
“Piyemi” dedi oğlu.
“Ee, peki… salgın bir..”
“Piyemi” diye tekrarladı Bazarov, soğuk ve dirençli. “Okuduğun kitapları unuttun mu?” “Peki, peki, öyle olsun… Ama biz gene de iyi ederiz seni.”
“Geçmiş ola! Ama sorun o değil. Ben bu kadar çabuk öleceğimi beklemiyordum; olacağı varmış ve doğrusunu söyleyelim, çok tatsız bir şey. Şimdi sen de, annem de güçlü inancınıza güvenmelisiniz, işte kendinizi sınamanız için bir fırsat size.” Bir iki yudum su içti. “Senden bir şey rica etmek istiyorum, aklım başımda iken. Biliyorsun, yarın ya da öbür gün bende akıl diye bir şey kalmayacak. Şimdi bile pek kendimde olduğumdan emin değilim. Demin burada yatarken çevremde kırmızı köpeklerin koşuştuğunu
«   01   02   03   04   05   06   07   08   09   10   11   12   13   14   15   16   17   18   19   20   ...    117   »