Ana Sayfa » Rus Edebiyatı Klasikleri » Babalar ve Oğullar : 71


BABALAR VE OĞULLAR

İVAN SERGEYEVİÇ TURGENYEV


Yani keyifli geçiyor günleri. Annem de mutlu, günleri bin türlü işle dolu ağzına kadar, ahlarla otlarla başını kaşıyacak vakti yok. Oysa ben…“ “Oysa sen?”
“Halbuki ben düşünüyorum da, işte bir saman yığınının yanında yatmışım… Şurada kapladığım yercik, benim bulunmadığım, benimle ilgisi olmayan evrenin geri kalan parçası ile karşılaştırılırsa ne kadar küçük! Bu benim yaşam payıma düşen zaman parçası; benden önce geçmiş, benden sonra geçecek zaman ile ölçülürse hemen hiç gibi bir şey… Ama gene de bu atom içinde, bu matematik noktanın içinde kan dolaşıyor, beyin çalışıyor ve birtakım istekler duyuluyor… Ne korkunç iş! Ne boş şey!” “Senin dediğin herkes için öyle, bence.”
“Haklısın,” diye onun sözünü kesti Bazarov. “Ben demek istiyorum ki, onlar, bizimkiler yani, öyle bir hayhuya kaptırmışlar ki kendilerini, hiçliklerinden rahatsızlık duymuyorlar. Hiç dokunmuyor bu onlara… Oysa ben.. ben sıkıntıdan, öfkeden başka bir şey duymuyorum. “Öfke mi? Ne öfkesi?”
“Ne öfkesi mi? Bunu nasıl sorabiliyorsun? Unuttun mu?”
“Hiçbir şeyi unutmadım, ama gene de öfkende seni haklı bulamıyorum. Mutsuzsun, kabul ama…”
“Ha! görüyorsun ki, sen de aşkı bütün o yeni kuşaktan gençleri gibi anlıyorsun. Gel bili bili diye çağırıyorsunuz tavuğu yanınıza gelince de kaçıp gidiyorsunuz. Ben öyle değilim. Ama bırakalım bunu artık. Çaresi olmayan şeye dayanmalı.” Yana döndü. “Vay canına! Bak, yiğit bir karınca yarı ölü bir sineği sürüklüyor. Götür kardeşim, götür bakalım! Karşı komasına aldırma, hayvan olma hakkından yararlan da acıma duyma… Bizim gibi kendi kendilerini yıkan takımından değilsin!”
“Böyle söyleme Yevgeniy. Ne zaman kendini yıktın sen?” Bazarov başını kaldırdı.
“Benim tek övündüğüm şey budur. Kendimi yıkmadım ve hiçbir kadın da beni alaşağı edemez. Bu kadar işte. Artık başka bir söz duymayacaksın benden bu konuda.” İki arkadaş bir süre hiç konuşmadan yattılar.
“Evet” diye yeniden başladı söze Bazarov, “İnsan, garip bir yaratıktır. Bizim yaşlıların buradaki hayatlarına uzaktan baktı mı, insan düşünür, daha iyisi can sağdığı der. Yersin, içersin, en doğrusunu yaptığını bilirsin. Ama ne gezer! Sıkıntıdan ölürsün. Sövüp saymak için bile olsa, insanın başkalarına ihtiyacı vardı.”
“İnsan öyle kurmalı ki hayatını her anı önemli olsun” dedi Arkadiy, düşünceli düşünceli. “Öyle sanırım. Anlamlı bir yaşam tatlıdır, ama aldatıcıdır da. Fakat insan hiçlikle burun buruna gelebiliyor… Ah şu bayağı sıkıntılar yok mu, bayağı sıkıntılar… Onlara dayanılmıyor işte.”
“Böyle şeylere boş veren için bayağı sıkıntılar diye bir şey yoktur.” “Hı.. şimdi söylediğin de tersinden bir yavanlık.” “Ne? Ne demek istiyorsun bununla?”
“Anlatayım; demek istediğim, şu eğitim yararlı bir şeydir sözü yavan bir sözdür; eğitimin zararlı bir şey olduğunu söylersen bu da tersinden yavanlık olur. Bu belki daha çarpıcıdır ama, ikisi bir kapıya çıkar.” “Bugün senin tatsızlığın üstünde Yevgeniy.”
“Benim mi? Güneş beynimi sulandırmış olmalı bu kadar çok ahududu da yememem lazımdı.” “Bu durumda bir şekerleme yapsak fena olmaz” dedi Arkadiy. “Beklide… Yalnız bana bakma, uyurken budala gibi görünür herkes.” “Başkaları da düşünürler, hepsi bir değil mi senin için?”
“Buna ne diyeceğimi bilmiyorum hiç. Gerçekten insan bu gibi şeylerle ilgilenmez; gerçekten insan olanın düşünülecek hiç bir şeyi yoktur, ona ya boyun eğmeli, ya da nefret duymalı.”
«   01   ...    61   62   63   64   65   66   67   68   69   70   71   72   73   74   75   76   77   78   79   80   81   ...    117   »