Ana Sayfa » Rus Edebiyatı Klasikleri » Babalar ve Oğullar : 25


BABALAR VE OĞULLAR

İVAN SERGEYEVİÇ TURGENYEV


“Baban iyi bir adam” dedi Bazarov, “Ama eski moda, günü geçmiş artık.”
Nikolay Petroviç, kulaklarını dört açtı. Arkadiy karşılık vermedi.
“Modası geçmiş” adam bir iki dakika sessizce kala kaldı, sonra ağır ağır yürüyerek eve döndü.
“İki gün önce baktım, Puşkin okuyordu” diye sürdürdü sözlerine Bazarov, “Bu yolla hiçbir yere varamayacağını ona söylemelisin. Üstelik çocuk da değil, bu saçmalıklardan kurtulmasının zamanıdır. Günümüzde romantik olmanın anlamı ne? Okuması için doğru dürüst bir şey ver ona.” “Ne gibi bir şey?” diye sordu Arkadiy.
“Başlangıç olarak Alman filozof Büchner'in Madde ve Kuvvet adlı kitabını düşünürüm.” “Bence de” diyerek onu onayladı Arkadiy “Bu kitap halkın anlayacağı bir dille yazılmıştır.”
Konuşmaları duyduktan sonra, “İşte böyle, sen de, ben de eski modaymışız, geçmiş gitmiş bizden” diye dert yandı Nikolay Petroviç ağabeyine, gün akşam yemeğinden sonra, onun çalışma odasında otururlarken. “Eh,belki Bazarov haklı, ama bir şey beni üzüyor, saklamayayım artık. Arkadiy ile iyice yakınlaşacağımızdan, aramızda bir arkadaşlık kurulacağından bayağı umutluydum, zaman geldi diyordum, ama öyle görünmüyor. O almış başını gitmiş, ben yaya kalmışım, birbirimizi anlayamayız şimdi.”
Pavel Petroviç sabırsızca, “Peki, nasıl almış başını gitmiş, ne bakından farklıymış bizden?” diye sordu. “O nihilist sinyor sokmuş bunları onun kafasına. O doktor bozuntusundan nefret ediyorum. Bence şarlatanın biri. Hiç kuşkum yok, bütün o kurbağalara karşın tıpta bir adım bile ilerleyememiştir.”
“Yok, Pavel, öyle söyleme. Bazarov akıllı ve bilgili.” “Kibirli ve iğrenç” diye onun sözünü kesti gene ağabeyi.
“Evet” dedi Nikolay Petroviç, “Kibirli. Ama şu da bir gerçek ki, kibirli olmadan başarıya ulaşmak zor. Yalnız anlayamadığım bir şey var; ben zamana ayak uydurmak için her şeyi yaptığımı sanıyordum; Köylülerle olan işi iyi yürüttüm, örnek bir çiftlik kurdum, bu yüzden bu yörede adım radikale çıktı. Okuyorum, çalışıyorum, çağın gerektiği şeylere ayak uydurmak için elimden geleni yapıyorum… Ama yine de modası geçmiş diyorlar bana. Biliyor musun Pavel, gerçekten onların haklı olduğunu düşünmeye başlıyorum.” “Neden öyle düşünüyorsun?”
“Söyleyeyim nedenini. Bugün oturmuş Puşkin okuyordum… Hatırlıyorum, elime Çingeneler'i geçmişti… Birden Arkadiy geldi yanıma, hiçbir şey söylemeden, sevgi ile acıma karışığı bir yüzle, sanki ben bir çocukmuşum gibi, yavaşça elimden kitabımı aldı, önüme bir başkasını koydu, Almanca bir kitap… Sonra gülümsedi, Puşkin'i de alarak çıktı gitti.” “Bak sen! Peki, sana verdiği kitap ne?” “Bu.”
Nikolay Petroviç, redingotunun arka cebinden Büchner'in ünlü yapıtının dokuzuncu baskısını çıkardı.
Pavel Petroviç, kitabı evirdi çevirdi;
“Hım!” diye homurdandı. “Demek Arkadiy seni yetiştirme işini ele aldı. Ee, okumaya çalıştın mı bari?” “Evet, çalıştım.” “Ne anladın?”
“Ya ben budalayım, ya da bu kitap baştan aşağı saçma. Korkarım ki, ben budalayım.” “Almanca'nı unutmadın herhalde?” diye sordu Pavel Petroviç. “Rahatça anlıyorum.”
«   01   ...    15   16   17   18   19   20   21   22   23   24   25   26   27   28   29   30   31   32   33   34   35   ...    117   »