Ana Sayfa » Türk Edebiyatı » Külah : 02


KÜLAH

ÖMER SEYFETTİN


“Sana ne?”

“Neye geldimse geldim.”
Mıstık, kirli zayıf elini seyrek sarı bıyıklarına kaldırdı. Çakır gözleri bakacak yer bulamadı.
Renksiz dudaklarını kısarak gülümsedi:
“Ortak olalım be” dedi.
“Olalım.”
Molla da gülümsedi. Döndüler. Hanın avlusuna doğru yan yana yürüdüler. Kahvenin önündeki eski sıraya oturdular. Ayaklarının dibinde iri, alacalı bir tavuk “gut, gut, gut” diye civcivlerini gezdiriyordu. Pazar yarındı.
Mıstık koynundan tütün kesesini çıkardı. Mollaya uzatırken, sıranın yanındaki pencereden içeriye bağırdı:
“Bize iki kahve getir.”
Molla:
“Ben oruçluyum!” dedi.
Mıstık anlamadı:
“Ramazanda mıyız yahu?”
“Hayır.”
“Üç aylarda mıyız?”
“Hayır.”
“Ee, bu ne orucu?”
“Ben bütün yıl bir gün yer, bir gün tutarım!”
“Sahi mi?”
“Vallahi.”
Mıstık tütün kesesini tekrar koynuna soktu. Eğildi, camsız pencereden kahveciye:
“İstemez, kahveleri yapma” diye seslendi.
İçinden, “Bu gebeşin kafasına ben bir külah geçiririm!” dedi. Kendisinin dindarlığından, küçükken hafızlığa çalıştığından, ama hastalandığı için vazgeçtiğinden, babasının yirmi yedi defa Hacca gittiğinden bahsetti. Molla yere bakarak dinliyor, başını sallıyor, inanıyor, Rumelilerin sağlam Müslüman olduklarını söylüyordu. Mıstık sordu:
“Sen nerelisin?”
«   01   02   03   04   05   06   07   »