Ana Sayfa » Türk Edebiyatı » Külah : 03


KÜLAH

ÖMER SEYFETTİN


“Kayserili.”
“Kayseri nerede?”
“Bu tarafta.”
Molla, kısa parmaklı tombul eliyle hanın kapısını gösteriyordu. Mıstık, geldiği ciheti hatırlayarak:
“Konya tarafında mı?” diye sordu.
“Hayır canım, daha yukarılarda…”
Mıstık, Kayseri'nin nerede, hem de ne olduğunu pek iyi biliyordu. Rumeli'nde bıraktığı çiftlikleri de anlattıktan sonra yaptığı kapıyı yeterli gördü. İşlere geçti. Konuştular, anlaştılar. O günden itibaren ortaklığa karar verdiler. Kâra, zarara, sermayeye ortak oluyorlardı. Mıstık yine içinden, “Ben sana bir külah giydireyim de, gör!” dedi:
Ertesi gün pazarda hayvanları beraber sattılar. Mollanınkiler daha genç, daha dinç duruyordu.
Birkaç gün daha burada kalıp çürük hayvanları toplamak için sözleştiler.
İkisi de aynı handa, karşılıklı birer küçük odada yatıyorlardı. Bir gece Mıstık'ın oda kapısı vuruldu. Kalktı, sürmeyi çekti, açtı. Baktı ki ortağı…
“Hayırdır inşallah, Molla?”
“Sabahleyin ben bir köye kadar gideceğim. Sana şimdiden unutmadan söyleyeyim. İyi bir iş var.” Mıstık gözlerini daha ziyade açtı:
“Ne?”
“Valinin çocuğu için benden bir beyaz eşek istemişlerdi. Seksen liraya kadar satabileceğiz.”
“Ne?”
“Ben yarın burada yokum: Sen ara, bulursan otuz, kırk, hatta elli lira bile ver. Mutlaka al.”
“Beyaz eşek olur mu?”
“Olur ya…”
Mıstık şaşaladı. “Şaka mı ediyor?” diye sofu ortağının yüzüne dikkatle baktı. Hayır, ciddi idi.
Sordu:
“Peki, burada bulunur mu?”
“Ne bilirsin, belki bulunur.”
“Pekâlâ, yarın ararım.”
Molla, saf bir ortak samimiyetiyle ona akıl öğretti:
“Buranın en birinci cambazı Hacı Hüseyin'dir. Sen tanımazsın. Şimdi çok ihtiyar olduğu için evinden çıkmaz: Şadırvanın karşısına gelen sokaktan git, git, git. Orada birine sor, gösterirler.
«   01   02   03   04   05   06   07   »