Ana Sayfa » Türk Edebiyatı » Pireler : 02


PİRELER

ÖMER SEYFETTİN


– Azizim, köpeğini kaybetmek istemezsen, Avrupalı bir veteriner bul, göster– dedi.
– Veterinerin Avrupalısı ile Asyalısı arasında ne fark olur? dedim.
– Çok… – diye güldü.
– Ne gibi?
– Köpeğini gösterince görürsün.
Bu öneriyi bir paradoks olarak düşündüm. Ama denize düşen köpüğe sarılır! Felaket zamanında, ümitsizlikte en boş, en çürük temeller üzerine ümit bina etmek ne hoş bir tesellidir. Rose da: – Boykotaj yapmıyoruz ya… Bir Avrupalı veterinere gösterelim, belki Rahmi Bey'in hakkı var demeye başladı.
Sordum, soruşturdum. Punto'da ihtiyar bir İtalyan veteriner varmış. Sığır vebası uzmanıymış.
Halsizlikten gözlerini açamayan zavallı Koton'un cesedini kucağıma aldım. Evine gittim. Kapıyı kendisi açtı. Beyaz, çatal sakallı bir adamcağızdı. Galiba sokağa çıkıyordu. Şapkası başında, bastonu elindeydi.
– Ne istiyor?– dedi.
– Köpek hasta– dedim.
Kalın bastonunu kapının kenarına dayadı. Titrek zayıf elleriyle Koton'u kucağımdan aldı.
Gözlerine, ağzına baktı. Sonra tüyleri kokladı. Elleriyle bu beyaz tüyleri araladı. Dikkatli dikkatli baktı.
– Bunun üzerine bir avuç pire koy, iyi olacak!– dedi.
– Ne demek?
– Pire oğlum, bir avuç pire!..
Koton'u uzattı. Aldım. Birdenbire fena halde canım sıkıldı. Terbiyesiz, bunak, işte benimle eğleniyordu.
– Bir ilaç vermeyecek misiniz?– dedim.
İhtiyar gülerek yine münasebetsiz tavsiyesini tekrarladı:
– Bir avuç pire! Yıkamayacaksın. Üzerinde kalsın. Bu ilaçtır! Hiddetlendim.
– Benimle eğleniyor musunuz?
– Ne eğlenmek? Doğru söylerim. Başka ilaç istemez bu…
– Bunak herif!
– Ben, ben bunak ha…
– Sen ya…
Canımın sıkıntısından az daha ihtiyarı dövecektim.
– Ben bunak ha?
– Hem bunak, hem terbiyesiz! Ben sana insan gibi hasta hayvanı getiriyorum, sen gevezelik ediyorsun.
«   01   02   03   04   05   »